Cumhuriyet soruşturması kapsamında 267 gündür tutuklu bulunan çizer Musa Kart, 27. Ağır Ceza Mahkemesi'nce görülen davada yaptığı savunmada “Yıllar önce, Fethullah Gülen’in devletteki örgütlenmesine dikkat çeken karikatürler çizdim. Ne yazık ki ve de ne komik ki o yıllarda Gülen’in sağ kolu konumundaki insanların tanıklığıyla bugün yargılanıyorum” ifadelerini kullandı.
İddianamede savcının sıklıkla “manipülasyon” iddiasında bulunmasına tepki gösteren Kart savunmasında “Bir arkadaşımız daha ByLock’un olmadığı tarihte bir ByLock kullanıcısıyla irtibat kurmuş, kurabilmiş! Evine parke döşeten arkadaşımız ise parkecinin bir diğer müşterisi FETÖ’cü olduğundan FETÖ’cü sayılmış!.. Ben de 3 günlük Bodrum tatili için, gazetelerde tam sayfa ilanları yayınlanan, herkesin bildiği bir seyahat şirketini aramışım. Bu arama, terör örgütüyle irtibat sayılarak, önüme suç kanıtı olarak konulmuş. Bodrum’da deniz manzaralı bir odada 3 gün kalmayı umarken, Silivri’de beton manzaralı hücrede 9 ay kaldım. Yaşadıklarım bir rezervasyon hatası diye geçiştirilebilecek gibi değil!..” dedi.
"Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek" iddiasıyla tutuklanan Cumhuriyet gazetesinin yönetici, yazar ve avukatları hakkındaki dava, gözaltılardan 9 ay, iddianamenin hazırlanmasından 3 ay sonra bugün başladı. Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Erinç, Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Almanya'da bulunan gazetenin eski yayın yönetmeni Can Dündar, Cumhuriyet Gazetesi Yayın Danışmanı Kadri Gürsel, Cumhuriyet Kitap Eki Yayın Yönetmeni Turhan Günay, gazetenin okur temsilcisi Güray Öz, gazetenin çizeri Musa Kart, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyeleri Önder Çelik ve Bülent Utku, Cumhuriyet Vakfı Danışma Kurulu üyesi avukat M. Kemal Güngör, Cumhuriyet muhabiri Ahmet Şık ve gazetenin köşe yazarlarından Hakan Kara, Aydın Engin ile Hikmet Çetinkaya'nın de aralarında bulunduğu 19 kişi hakkında, Türk Ceza Kanunu'ndaki 'anayasal düzene karşı suçlar' ve Terörle Mücadele Kanunu'nun ceza artırımını öngören düzenlemesi kapsamında 7,5 yıldan 43 yıla kadar hapis cezaları isteniyor. 24 Temmuz Basın Bayramı'yla aynı güne denk gelen dava 27’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülüyor.
Duruşmanın ilk gününde savunma yapan Musa Kart’ın savunmasının tam metni şöyle:
"Ben bir karikatüristim. 35 yıldır karikatür çiziyorum.
Karikatürist; uzun, dolaylı anlatımlar yerine, çarpıcı ve etkili
bir dille doğrudan aktarır duygu ve düşüncelerini...
Bugün burada haksız,mesnetsiz,kabul edilmesi mümkün olmayan ve
insaf ölçülerini çok aşan suçlamaların muhatabı durumundayım...
29 yıla varan hapis cezasıyla karşı karşıyayım... Ayrıca bu
suçlamaları yapan savcının “FETÖ üyesi olmak ve darbeye teşebbüs
etmek” gerekçesiyle yargılandığını da biliyoruz.
Evet, “Örgüt üyesi olmamak ve örgüt adına suç işlememekle birlikte,
hareketleriyle örgütün çıkarlarına hizmet etmekle”
suçlanıyorum!..
Yanıtım, çok net ve kısa olacak:
Bu suçlamayı aynen iade ediyorum!..
Ne yazık ki, 15 Temmuz 2016 tarihinde ülkemiz, 249 yurttaşımızın
ölümüne, binlercesinin de yaralanmasına neden olan bir darbe
girişimine sahne oldu. Sonrasında darbe girişiminde bulunanlarla
mücadelede sergilenen hata ve zaaflar, reaksiyonumun haklılığını
teyit eder mahiyettedir.
Ben bir stratejist değilim. Ama aklım ve sağduyum şunu
söylüyor:
Demokrasilerde kabul edilmesi olanaksız darbe girişiminde
bulunanların, yalnızlaştırılması öncelikli hedef olmalıydı. Oysa
iddia makamının, uzun tarihi boyunca, her türlü terör örgütüyle;
Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok gibi
pek çok değerli evladının canı pahasına mücadele ettiği Cumhuriyet
Gazetesi’ni suçlamaların hedefi yapması, vahim bir hata olmuştur.
Arkasından gelen, 9 aya varan ve peşin cezaya dönüşen tutuklamalar
ise kırılma noktası sayılmış, FETÖ’yle mücadelenin inandırıcılığına
ağır darbe vurmuştur... İddia makamına sormak istiyorum:
Pensilvanya’da ovuşturulan ellerin sesini, ben Silivri’deki
hücremden duydum, siz hiç duymadınız mı?..
Yıllar önce, Fethullah Gülen’in devletteki örgütlenmesine dikkat
çeken karikatürler çizdim. Ne yazık ki ve de ne komik ki o yıllarda
Gülen’in sağ kolu konumundaki insanların tanıklığıyla bugün
yargılanıyorum.
Evet 23 yıldır Cumhuriyet Gazetesi’nde çizmenin onurunu yaşıyorum.
Önyargısız bir araştırma yapılmış olsaydı her dönem, başta FETÖ
olmak üzere bütün terör örgütlerine karşı çizilmiş en sert
karikatürlerin altında imzam görülecekti. Ve son 6 yıldır 1.
sayfada yayınlanan terör karşıtı bu karikatürler, gazetemin terör
örgütleriyle yan yana gösterilmeyeceğinin bir başka kanıtı
sayılmalıdır.
Esasen bağımsız aklın, sorgulayan özgür düşüncenin kendisini ifade
etmeye başladığı bir dönemin sanatıdır karikatür...
Biat kültürüne, katı, kaba hiyerarşik ilişkiler üzerinde şekillenen ve şiddeti öne çıkaran yazılarla, karikatürün ve onu üreten insanların yan yana gelmesi eşyanın tabiatına aykırıdır. Doğru ve etkili bir karikatür; kalıpların, şablonların dışına çıkabilmiş, cesur ve özgür bakış açılarıyla oluşturulabilir. Oysa katı hiyerarşik ilişkilere dayalı örgütsel yapılanmalar, bir karikatüristin ihtiyaç duyduğu özgürlük arayışına uygun zemin yaratamazlar. Şiddete dayalı örgütlenmeler; tabularla yaşlanırken, mizah ve karikatür ise kelimenin tam anlamıyla tabu yıkıcı olarak işlev görür. O nedenle, ne demokrasi karşıtları mizahçıları sever, ne de mizahçılar şiddete tapan yapılanmaları...
Bu gerçekliğe karşın bir karikatüristi, terör örgütlerine yardım
ve yataklık yapmakla suçlamak, ağır hapis cezalarına çarptırmak,
sadece karikatüriste değil, bu ülkeye kötülüktür.
Oysa karikatür, eleştirel düşünce demektir. Bakın OECD’nin yaptığı
eleştirel düşünme ve problem çözme araştırmasına göre; ülkemizde
ileri düzeyde eleştirel düşünen, itiraz edebilen gençlerin oranı
sadece yüzde 2,2. Oysa OECD’nin ortalaması yüzde 11, Güney Kore’de
ise bu oran yüzde 28...
Karikatürü, özellikle okullarda, eleştirel düşüncenin
geliştirilmesi için değerlendirebilirdik. Ama biz onu tamamen yok
edecek bir yargı sürecini tercih ettik.
Bir de değerlendirmeleriyle suçlamalara dayanak oluşturan
bilirkişimizden söz etmek istiyorum:
Kendisi basın suçlarında uzman bir ceza hukukçusu değil,
anlambilim üzerine uzman da değil. İletişim uzmanı hiç değil...
Peki ya ne ?.. O bir bilgisayar uzmanı. Sadece hükümete yakın
kuruluşlarda çalışmış.
Bilirsiniz ergenler, yeni keşfettikleri sözcükleri, yerli yersiz
kullanarak akranları üzerinde etki yaratmak isterler. Bizim
bilirkişinin keşfettiği büyülü sözcük ise manipülasyon... Neredeyse
raporunda yer alan bütün cümleler “Ben bir manipülasyon gördüm”
tadında!.. Bilirkişin anlattıklarından, suyun aşağı tarafında
bulunan kuzuyu yemek isteyen kurdun gerekçesi anlaşılıyor:
“Sen benim suyumu Manipüle Ediyorsun!”
Kendisinin manipülasyonu tarif ederken kullandığı tanımlardan biri
“Gerçeği perdelemek”ti...
Esasen gazetecilerin 9 ay Silivri’de haksız, mesnetsiz bir
şekilde kalın duvarların arkasında tutulmasına neden olan raporun
yaptığı tam da bu: Gerçeği perdelemek, yani manipülasyon!..
Bu iddianamenin bir mizahçıya ilham verecek malzemeyle yüklü olduğu
daha ilk günden görüldü. Sadece muhalif olanlar değil, iktidara
yakın gazeteciler de bu gülünç iddialara dikkat çektiler.
Artık herkes biliyor ki, bu iddianameyi hazırlayan savcı, hakkında
2 müebbet istenen bir FETÖ sanığı ve darbeye teşebbüs etmekten
yargılanıyor.
Bu iddianameye göre:
- Gazetemize, silahlı terör örgütü FETÖ/PDY, “adeta” el koymuş,
gazetemiz bir terör örgütünün “adeta” savunucusu olmuş. “Adeta”
kollayıcısı olmuş.
Ortada somut delil yok, örgüt üyeliği yok, ama “adeta” bir örgüt
var ve bu örgütün işlediği “adeta” suçlar...
- Bu durumda bizler de 9 aydır Silivri’de “adeta” tutukluyuz!..
- Bir arkadaşımız daha ByLock’un olmadığı tarihte bir ByLock kullanıcısıyla irtibat kurmuş, kurabilmiş!
- Evine parke döşeten arkadaşımız ise parkecinin bir diğer müşterisi FETÖ’cü olduğundan FETÖ’cü sayılmış!..
- Ben de 3 günlük Bodrum tatili için, gazetelerde tam sayfa
ilanları yayınlanan, herkesin bildiği bir seyahat şirketini
aramışım. Bu arama, terör örgütüyle irtibat sayılarak, önüme suç
kanıtı olarak konulmuş.
Bodrum’da deniz manzaralı bir odada 3 gün kalmayı umarken,
Silivri’de beton manzaralı hücrede 9 ay kaldım. Yaşadıklarım bir
rezervasyon hatası diye geçiştirilebilecek gibi değil!..
Bu iddianame;
Objektif gerçeklikle irtibatını koparmış, insaf ölçülerine
sığmayan, gayri ciddi bir iddianamedir. Yüreği ve beyni ipotekli
olmayan herkesin gözünde düşmüştür... Evet düşmüştür!..
Takdir edersiniz ki, bu iddianame üzerine kendi esprilerimi
yapabilirdim ama yapmadım... Çünkü nezaket çerçevesinde mizah
yapanlar bilirler ki, düşene vurulmaz!..
İddia makamı, bizi bazı terör örgütleriyle irtibatlı gösterebilmek
için dile kolay tam 5,5 ay çalıştı ve ekleriyle birlikte 30
klasörlük bir soruşturma dosyası hazırladı... Bu durumda birimizin
çıkıp suçunu itiraf etmesi bekleniyor olabilir. Ama belki de bu işi
bir karikatüristin yapması daha uygun olur!..
Karikatüristten itirafçı olur mu? Denemek istiyorum!..
Evet ben karikatür hayatımda sadece bir örgüte yardım ve yataklık
ettim. Bu örgütün adı Ü.T.Ç. Açılımı: Ülkemin Tüm Çocukları...
Üyeleri arasında 2,5 yaşındaki torunum da var. Biliyorum ki
heyetinizin de çocukları, salonda bulunan dostlarımızın da
çocukları bu örgütün üyeleri arasında.
Torunuma, örgütlerinin amacını sordum, anlattı: “Dede biz de batılı
akranlarımız gibi yaşamak istiyoruz. Özgür ve mutlu bir hayatımız
olsun istiyoruz. Düzgün evler de oturmak, iyi okullarda okumak
istiyoruz. Kimse ölsün, mölsün istemiyoruz.”
Peki, beni de örgütünüze üye yapar mısınız, dedim.
“Olmaz dede, sen çocuk değilsin... Ama çok istiyorsan, bize yardım
ve yataklık yapabilirsin. Bizim için çizebilirsin.”
İşte, itiraf ettim. Doğrusu bu çocukların örgütüne yardım ve
yataklık benim hayatımın anlamı oldu. Ben ceza tehditlerinden
ziyade , çocuklarımıza mahcup olmaktan korktum her zaman!..
Biliyorsunuz, Türkiye 2016 hukukun üstünlüğü endeksinde 113 ülke
arasında 99. sırada bulunuyordu. 2017’de durumun daha da kötüye
gittiğini hepimiz görüyoruz. Adalet üzerine yapılan tartışmalarda
“Ülkede Adalet Vardır.” diyen kalmadı. Birlikte yaşayabilmek için
ihtiyaç duyduğumuz ortak paydadır, ortak hukukumuz!..
Dünyanın da ilgiyle izlediği bu davanın ilk duruşması, hukuka ve
adalete olan inancımızı yeşerterek , yeni bir dönemin müjdecisi
olsun. Bunu sadece kendim ve arkadaşlarım için değil, ülkem için
diliyorum.
Didik didik aranan evlerimizde, ne para kasaları bulunabildi ne de
dolar tıkıştırılmış ayakkabı kutuları! MASAK ile TMSF, bize ve aile
üyelerimize ait banka hesaplarıyla, para hareketlerini inceledi.
Ama suç kanıtı sayılabilecek 1 kuruşluk usulsüzlüğe
rastlanmadı...
Aylarca incelemeye tabi tutulan şahsi elektronik eşyalarımızda,
ayrıca gazetemizde yer alan manşet, haber, fotoğraf, köşe yazısı ve
karikatürlerde, terör örgütlerine yardım ve yataklık yaptığımızı
gösteren somut bir tek kanıt dahi sergilenemedi.
Evet bu ülkede insanların kulakları, “EEEY!” diye başlayan
cümlelere aşinadır.
Ben de savunmamı, “EEEY VİCDAN!..” diyerek noktalamak
istiyorum.