İnceliklere dair bir kitap: Hayata Dair Bi’kaç Satır

Medyatava ÖzelSayım Çınar, 'Hayata Dair Bi'kaç Satır' kitabının yazarı Fikret Aydemir'le konuştu...

İnceliklere dair bir kitap: Hayata Dair Bi’kaç Satır

 

 

 

 

 

 

SAYIM ÇINAR

sayimcinar@gmail.com

 

Hayata Dair Bi’kaç Satır uzun yıllardır gazetecilik yapan Fikret Aydemir imzalı bir deneme kitabı. İnkılap Yayınları tarafından yayınlandı. Hayata, inceliklere, şehirlere, şehirlerin ruhlarına dair yazılar da var kitapta, politikaya, sanata, edebiyata dair düşünceler de. Sayım Çınar Brüksel’de gerçekleştirdiği lansmanla büyük ilgi çeken ve iki ülkenin okurları için de heyecan verici bir kitaba imza atan Fikret Aydemir’le söyleşti.

Brüksel’de kitabının tanıtımını gerçekleştirdik. Heyecan nasıl? Çok katmanlı bir kitapla karşı karşıyayız.

Elbette heyecanlıyım. Açılışta da söyledim, ilk imzalı haberim yayınlandığında her halim değişmişti, 1995’ti. Aradan 23 yıl geçti yine aynı heyecanı yaşadım, nefesim kesildi. Doğum heyecanı gibi adeta. İnsanın geleceğe bırakabileceği en büyük miras kitap. İnsanın tarihi yazıyla başlıyor, ben de yazılı bir eser bırakarak bu tarihin bir parçası oldum. Yayın yönetmenim Ahmet Bozkurt da ortak oldu, sen de tanık oldun. Yorgunluk şimdi çıkıyor galiba. Heyecanıma ortak olan herkese de teşekkür ediyorum.

Brüksel’de kitap kokteyli çok sık olan bir şey değil haliyle. Marx’ın, Engels’in, Hugo’nun evlerinin olduğu bir yerde, bir kitap kokteyli…

Kitap kabul edildi yayınevim tarafından, basım aşamasına geldik, İnkılap değer gördü yayınlamaya. O andan itibaren hep Brüksel’in bu kitabın bir parçası olmasını düşündüm. Kraliyet kütüphanesini düşündüm. Gönlümde yatan orasıydı. Seve seve yaparız dediler ancak Fransızca, Hollandaca(Felemenkçe) veya Almanca olmalıydı. İngilizce olursa da olabilirdi. Ancak Türkçe bir kitaba evsahipliği yapamayacaklarını söylediler. Bunun üzerine Grand Platz’ı seçtik. Çok da iyi yapmışız.

Deneme kitapları genelde risklidir. Senin kitabında samimi, hayata dair yazılar yer alıyor. İlk günden de ilgi büyük. Hem dünyalı hem Türkiyeli yazılar bunlar.

Gazeteciyim, iyi yorumlar duyunca büyük bir mahcubiyet duyuyorum, bir o kadar da seviniyorum. Ne mutlu bana herkesin yüreğine dokunacak bir eser kaleme alabildiysem.

Bir şehir romantiğisin bana göre. Duygu yoğunsun ayrıca.

Sanırım üniversite yıllarıydı, Türkiye’ye gitmiştim, rehberlik yapıyordum. O yıllarda Hollandaca(Felemenkçe)rehber eksikliği yaşanıyordu. Batı Anadolu turları yapıyorduk. İlk duygularım neyse sevgilime yollamak üzere kartpostala yazıyordum. Şehirden bana ne geçiyorsa onu yazıyordum. Sosyal medya, mesaj yok tabii o zamanlar. O dönemde kalma bir alışkanlık aslında, bütün Avrupa kentlerini gezerken sana geçenler oluyor. Onları biriktirdim. Londra, Paris, daha birçok kent, yer, mekan…

Sabah gazetesi Brüksel temsilcisiydin, en şaşalı dönemlerde. Türkiye’ye baktığında ne görüyorsun bugün? Avrupa Birliği bağlamında özellikle?

Her ne kadar AB süreci 60’larda başlamış olsa da en yoğun dönemi 2001 – 2008’di. Binlerce uyum yasası geçiyordu. Reform yasaları, ekonomi politikaları… Bence neredeyse üye oluyorduk. Ancak 2008’den sonra bir kırılma yaşadık. Türkiye – AB ilişkilerini etkiledi. Şu anda tamamen teknik bir düzeyde ilerliyor her şey. Belçika Türkiye ilişkileri hep sıcaktı, bazı terör örgütlerinin güçlü olması küçük krizler yaşattı tabii. Ama 250.000 Türk var burada. Buradaki Türk toplumunu uyuma yatkın gördü devlet hep. Son yıllarda daha da sıcak ilişkiler bence.

Kültür sanat, sinema, edebiyat, gezi, politika. Başta da dediğim gibi çok katmanlı bir kitap bu.

Bir gazetede çalışıyorsanız yurtdışında, her şeyi bir arada yapmak zorundasınız. Alt kadro yok, onun için ekonomi, spor, kültür sanat, her şeyi bilmek gerekiyor. Aile hekimi her hastalığı bilir ama cerrah değildir. Bizim durumumuz da öyle. Bizlerin durumu bu. Bu kitap da o 20 yılın birikimi aslında.

Neden daha çok Türkiyeli yazarımız yok Avrupa’da? Özellikle burada?

Sosyolojik bir durum var. Almanya’da 5 milyon Türk var. 50 60’larda gelmişler. Bizler ilk üniversite okuyan kuşağız, ki ben 50 yaşındayım. Almanya’da her kesimden insan bulabiliyorsunuz, her kentten insan göçmüş. Buradaysa aynı ilin aynı ilçesinden insanlar. Mahalle baskısı çok daha yoğun ve herkes birbirini tanıyor. Mantalite kültür düzeyi köylü mantalitesine sahip.

Sorgulanmayan hayat yaşanmaya değmez diyor Platon, sen de böyle başlıyorsun kitabına.

Değmez, çok inandığım bir cümle bu. En büyük farkımız nedir insan olarak? Düşünebiliyoruz ve sorgulayabiliyoruz. Kitabımda da aslında sorgulamaların izdüşümleri var. Hayaller, kentler, düşünceler, incelikler var.

 

Sayfa Derleme Süresi: 0.2551 saniye