ELEŞTİREL BİR FAZIL SAY PORTRESİ

Sabah gazetesi editörlerinden Ferhat Ünlü, Facebook ve Twitter’daki polemikleriyle dikkat çeken ünlü piyanist Fazıl Say’ın portresini kaleme aldı. İşte bugün Sabah Pazar’da yayınlanan o yazı:

Ferhat ÜNLÜ / PAZAR SABAH 

 

Politik polemikler piyanisti: Fazıl Say

 

Dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say, 'Burgazada maçoluğu'yla gündemde. Daha önce de 'arabesk yavşaklığı' sözü, irtica korkusu ve iltica arzusu nedeniyle tartışılmıştı. Böyle giderse Say, toplumsal hafızamızda yalnızca politik polemikleriyle yer edecek

 

İyi bir piyano ve aynı zamanda bilgisayar klavyesi virtüözü olan 'Türk Klasik Batı Müziği'nin dâhi çocuğu Fazıl Say, sosyal medyada hararetli bir polemiğe dalmış, önüne gelene laf yetiştiriyor: "Arabesk müzik, arabesk yaşam tarzının betimlemesidir. Aydınlığın, çağdaşlığın ve öncülüğün, sanatçılığın sırtına külfettir. Arabesk müziği yapan yapsın! Bu sayfaya tek gık diyeni hemen atacağım! Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum, utanıyorum, utanıyorum!" "Sağır olduğum gün ben de arabesk müzik dinlemenin keyfini doya doya çıkaracağım." "Bir haftadır kendimi tutuyorum ama 37 yıldır F.Bahçeliyim. Üç bin nüfuslu İsviçre köy takımına elenme yavşaklığından utanıyorum." "Bu gezegende her yıl 120 konser veren-Salzburg'u açan adama mı diyorsun? Müzik gönül işidir diye. Haddini bil! Şu hale bak ya. Vah zavallılar ya. Adam Hawkings'e de fizik öğretsin. Kim şaşar spikerin mankenin ertesi gün ben müzisyenim diye çıkmasına?" (İmla hataları ünlü virtüöze ait.) Beste yapmak gibi daha önemli işleri yokmuşçasına Facebook ve Twitter'da saz âşıkları gibi milletle atışan Fazıl Say, müziği haricinde iki yönüyle öne çıkıyor: Birincisi bir sosyal medya bağımlısı, ikincisi de 'yavşak' kelimesini pek seviyor, polemik yaratmak için bitin yavrusundan medet umuyor.

KÜLTÜRÜN GENELKURMAY BAŞKANI
Şu sıralar sanatından gayrı her şeyle gündemde olan Fazıl Say, son olarak Burgazada'da belgeselci Nedim Hazar ve Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilcisi olan eşi Ulrike Dufner'e pet şişe ve hatta viski bardağı fırlatma hadisesiyle gündeme geldi. Bu nedenle Say hakkında yazmak farz oldu. Fazıl Say müzikleri eşliğinde yazılan bu yazının 'soundtrack'inde Kara Toprak, Metin Altıok Ağıtı ve Nâzım Oratoryosu var. Ancak Say'ın sanatçılığını değil, 'siyasetçiliği'ni ve 'amatör yazarlığı'nı değerlendireceğimiz bu yazı, müzisyen Fazıl Say'ın portresi olmaktan çok, bir politik polemikler piyanistinin portresi (4P). Büyük kompozitör ve de icracı, klasik müziğin Türkiye'deki führeri, kültürün genelkurmay başkanı, kalburüstü adam Fazıl Say, 14 Ocak 1970 tarihinde Ankara'da doğdu. Baba adı Ahmet, ana adı Gürgün. Fazıl Say'ın, Eylül 2004'te boşandığı eşi Gülyar Balcı'dan Kumru adında bir kız çocuğu var. Say, henüz 4 yaşındayken piyano çalmaya başladı ve gençlik yıllarından itibaren kendini dünyada kabul ettiren bir sanatçı oldu. Pek çok oratoryo, konçerto, orkestra eseri ve piyano parçası besteledi. Say; Haydn, Mozart ve Beethoven gibi klasik müziğin en büyük sanatçılarının da eserlerini ustalıkla icra eden bir müzisyen. Fazıl Say'ın, 21 albümü ve birinin adı Yalnızlık Kederi olan üç de kitabı var. Yalnızlık Kederi'nin, alelade bir Müslüm Gürses şarkısına fevkalade yakışacak bir isim olduğu dikkatinizden kaçmamıştır. Fazıl Say, Türkiye'nin temel kültürel problemini, Doğu-Batı sorunsalını, sanat anlayışının merkezine yerleştirmiş biri. Amacını, Doğu ile Batı kültürleri arasında köprü kurmak olarak özetliyor. Ne var ki kültür ve siyaset anlayışı uzlaştırıcı değil. Tarihsel süreçlerin kabul etmediği zorlama devrimlerle kültürü yeniden yaratmaya eğilimli.

İNGİLİZ HALKININ ROCK 'YAVŞAK'LIĞI
Bir başka deyişle Say, 'tahakkümcü modernleşme' yanlısı bir zat. En büyük yanılgısı modernleşme gibi sosyo-kültürel bir meselenin, politikanın sihirli dokunuşuyla halledileceğini zannetmesi. Bu işler, askeri bir edayla "Modernleşilecek, hadi modernleş," demekle olmuyor. Say, "Halkımı klasik müzikle tanıştırmak zorundayım," diyen bir sanatçı. Bu cümledeki nesnelerle yüklemin yerini değiştirdiğiniz zaman Fazıl Say'ın asıl söylemek istediği şey ortaya çıkıyor: "Halkım klasik müzikle tanışmak zorunda. Başka yolu yok." Peki, burjuvazinin bile değil, aristokrasinin müziği olan klasik müzik geniş halk kitlelerine nasıl benimsetilecek? Fazıl Say, başlangıç düzeyinde bile sınıf analizi yapamadan siyasete soyunduğu için bu sorunun cevabını veremiyor elbette. Müziğin sınıfsal temelleri olduğunu bilmiyor. Caz, blues ve rock'ın, hatta kendisinin icra ettiği klasik müziğin, ortaya çıkış amaçları itibarıyla belirli sınıfların müziği olduğunu kavrayamıyor. Eğer kavrasaydı "Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum," demezdi. Siz hiç, bir İngiliz klasik müzik sanatçısının çıkıp da 1960'ların İngilteresi'nde Londra Camden Town'daki 'rocker'ları kastederek "İngiliz halkının rock yavşaklığından utanıyorum," dediğini duydunuz mu? Say, bu ülkede dinlenilecek müziklerin hangileri olacağına karar veremeyeceğini anlamalı. Burası Türkiye. Burada Yehudi Menuhin de dinlenir, Farid Farjad da... Pink Floyd da dinlenir, Orhan Gencebay da... Fazıl Say da dinlenir, Müslüm Gürses de...

ARABESKÇİ GİBİ SİYASET YAPIYOR
Fazıl Say'ın, arabeskçilere hakaret ederken 'arabesk' davrandığını da yeri gelmişken söylemeli. Alman gazetesine 'kaybetmiş adam' edasıyla konuşması bunun delili. "Artık bu ülke bizim değil. Yandık bittik kül olduk," psikolojisiyle konuşuyor. Freud'un, 'zulüm görme paranoyası' dediği şeyin bir türevini yaşıyor. 'Yavşak' sözcüğünü sevmesinden anlaşılacağı üzere Fazıl Say'ın üslup sorunu da var. Hani kimin konuştuğunu bilmeseniz bir klasik müzik bestecisi ve piyano virtüözü değil de İMÇ'de kaseti yeni çıkmış Selahattin Özdemir (Adanalı bir 'hard arabeskçi'. Pek tanınmaz, o yüzden açıklama gereği hissettim.) konuşuyor sanırsınız. Say'ın, nahoş kelimelerle değil, piyanosuyla özdeşleşip hafızalara kazınması gerekiyor. Böyle giderse hiçbirimiz Fazıl Say'ı piyanosuyla birlikte anımsamayacağız. Rıza Silahlıpoda'yı bile piyanosuyla özdeşleşmiş bir biçimde hatırlarken Fazıl Say belleğimize piyanosuz yerleşecek. Siyasi kaygılarını arabesk bir dille açıklarken "Türkiye, İran'a dönüşebilir," diyen Fazıl Say, yersiz endişeler üreteceğine kendini bir de 1979 devriminden beri ülkesine ayak basamayan İranlı keman virtüözü Farid Farjad'ın yerine koysun ve Türkiye'de yaşadığı için şükretsin. Bekâra karı boşamak kolay, Say sürgünde yaşamayı kolay zannediyor olmalı ki, 'irtica' dediği muhayyel öcüden kaçma adına 'iltica' etmekten dem vuruyor. İltica etmeden önce, bir zahmet mülteci olmanın, sanatına da yansıyacak ne tür bir duygusal ve düşünsel sakatlanma yaratacağını Theodor Adorno okuyarak öğrensin. Okumadan yazmaya devam ederse karizması daha da çizilir. Ve amatör yazarlık açısından dahi anlamındaki 'de' ve 'da'yı ayrı yazmakta zorlanan Fazıl Say; tarih defterine, müzikal açıdan dâhi mertebesindeki Fazıl Say'dan ayrı yazılır.

#Sayfa#

BURGAZADA MAÇOLUĞU KONÇERTOSU
Fazıl Say'ın adı son olarak 'Burgazada maçoluğu konçertosu' ile gündeme geldi. Say, olayı Facebook'taki sayfasında marifet göstermiş gibi şöyle anlattı: "Burgazada'da dostlarla içip dertleşirken bir TV programcısıyla Alman eşi (Alman Yeşiller Partisi'nden) gece vakti masamıza gelip sormadan oturdu. Tuhaf siyasi eleştirilere başladılar. Babama, bana zart zurt ettiler, kovduk. Sinirlendik, o derecede ki, pet şişesi fırlattığım ilk kez oluyor." Saldırıya uğrayan Nedim Hazar ise tatsız hadiseyi şu sözlerle anlattı: "Say'la 2004'te Mercan Dede'nin belgeselini çekerken tanışmıştık. Yeşiller'den konu açıldı ve 'Cem Özdemir arkadaşımdır. Sizin yüzünüzden Avrupa'da azar işitiyorum. Arkadaşlarım Mustafa Balbay, Soner Yalçın sizin yüzünüzden içeride' diye eşime bağırmaya başladı. Ben de 'Baban senden daha iyi politika yapıyor' dedim. Çok sarhoştu, ayağa kalktı ve üstümüze yürüdü. Biz büyütmemek için uzaklaşırken arkamızdan pet şişe ve hatta bardak fırlattı." Hazar'ın eşi Ulrike Dufner ise "Fazıl Say, 'S.. gidin, bu masada neden oturuyorsunuz' dedi. Arkadaşları korumamış olsaydı beni hastanelik edecekti," diyerek Say'ın kendisinden özür dilemesini istedi. Sonuç olarak Burgazada konçertosu, Fazıl Say'ın politik kariyerine kötü bir eser olarak yazıldı.

BAŞLICA FAZIL SAY POLEMİKLERİ
Fazıl Say politik çıkışlar yapmadan önce 2000'lerin başından itibaren magazin sayfalarında arz-ı endam eyleyerek kendini bir güzel yıprattı. Say, AK Parti 2002'de iktidara geldikten sonra ana muhalefet partisi lideri gibi açıklamalar yapmaya başladı. 2007'de sol liberal Alman gazetesi Süddeutsche Zeitung'a şu demeci verdi: "Bizim Türkiye rüyamız öldü. Tüm bakan eşleri türban takıyor. İslamcılar zaten kazandı, biz yüzde 30, onlar yüzde 70. Bizi dışlıyorlar. Çankaya'daki davete bir sürü ıvır zıvır adamları çağırdılar, beni çağırma gereği bile duymadılar. Bu iş böyle devam ederse kızımı da alıp bir başka ülkeye yerleşeceğim." - 2009'da CHP eski Lideri Deniz Baykal'a gönderdiği mektupta agresif ve manasız cümleler kurdu: "Mustafa Kemal Atatürk, bugün bu saatte yaşıyor olsaydı, muhtemelen: 'Akdeniz'deki ordular! İlk hedefiniz Anadolu'dur ileri' emrini verirdi. Ülkenin deniz kenarındaki hemen hemen bütün şehirleri AKP'nin elinden geri alındı dünkü seçimde." - 2010'daki referandumda 'Evet' oyu vereceğini açıklayınca Sezen Aksu'yla uğraşmaya başladı. Aksu için "Performansı kötü," dedi. - 2010'da "Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum," diyerek büyük bir tartışmanın fitilini ateşledi. Şarkıcı Sibel Can, Say'ın arabesk alerjisine inat 'arabesk gecesi' düzenlemeye karar verdi. Hülya Avşar da, Fazıl Say için, "Saçmalamış. Tedaviye ihtiyacı var," dedi. Fazıl Say, sonra bir televizyon programında meseleyi daha seviyeli bir dille ele aldı: "Arabeskin soylulaştırılması yanlış. Hayır, bu cahil bir müziktir, teknik olarak çok düşük bir müziktir. Doğu ve batı sentezi olarak diyorlar bunun da bir anlamı yok." - Geçtiğimiz günlerde Başbakan'la Somali'ye giden Sertab Erener'e hakaret etti: "Amy Winehouse'a tavsiye ettiği beynin binde biri Sertab'da olsaydı, Somali'de yardımı partizan rant olarak değil vicdan dedi diye yapardı! Bazıları bedenen ölür, bazıları ruhen."

İyi bir piyano ve aynı zamanda bilgisayar klavyesi virtüözü olan 'Türk Klasik Batı Müziği'nin dâhi çocuğu Fazıl Say, sosyal medyada hararetli bir polemiğe dalmış, önüne gelene laf yetiştiriyor:

"Arabesk müzik, arabesk yaşam tarzının betimlemesidir. Aydınlığın, çağdaşlığın ve öncülüğün, sanatçılığın sırtına külfettir. Arabesk müziği yapan yapsın! Bu sayfaya tek gık diyeni hemen atacağım! Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum, utanıyorum, utanıyorum!"

"Sağır olduğum gün ben de arabesk müzik dinlemenin keyfini doya doya çıkaracağım."

"Bir haftadır kendimi tutuyorum ama 37 yıldır F.Bahçeliyim. Üç bin nüfuslu İsviçre köy takımına elenme yavşaklığından utanıyorum."

"Bu gezegende her yıl 120 konser veren-Salzburg'u açan adama mı diyorsun? Müzik gönül işidir diye. Haddini bil! Şu hale bak ya. Vah zavallılar ya. Adam Hawkings'e de fizik öğretsin. Kim şaşar spikerin mankenin ertesi gün ben müzisyenim diye çıkmasına?"

(İmla hataları ünlü virtüöze ait.)

Beste yapmak gibi daha önemli işleri yokmuşçasına Facebook ve Twitter'da saz âşıkları gibi milletle atışan Fazıl Say, müziği haricinde iki yönüyle öne çıkıyor: Birincisi bir sosyal medya bağımlısı, ikincisi de 'yavşak' kelimesini pek seviyor, polemik yaratmak için bitin yavrusundan medet umuyor.

KÜLTÜRÜN GENELKURMAY BAŞKANI
Şu sıralar sanatından gayrı her şeyle gündemde olan Fazıl Say, son olarak Burgazada'da belgeselci Nedim Hazar ve Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilcisi olan eşi Ulrike Dufner'e pet şişe ve hatta viski bardağı fırlatma hadisesiyle gündeme geldi.

Bu nedenle Say hakkında yazmak farz oldu. Fazıl Say müzikleri eşliğinde yazılan bu yazının 'soundtrack'inde Kara Toprak, Metin Altıok Ağıtı ve Nâzım Oratoryosu var. Ancak Say'ın sanatçılığını değil, 'siyasetçiliği'ni ve 'amatör yazarlığı'nı değerlendireceğimiz bu yazı, müzisyen Fazıl Say'ın portresi olmaktan çok, bir politik polemikler piyanistinin portresi (4P).

Büyük kompozitör ve de icracı, klasik müziğin Türkiye'deki führeri, kültürün genelkurmay başkanı, kalburüstü adam Fazıl Say, 14 Ocak 1970 tarihinde Ankara'da doğdu. Baba adı Ahmet, ana adı Gürgün. Fazıl Say'ın, Eylül 2004'te boşandığı eşi Gülyar Balcı'dan Kumru adında bir kız çocuğu var.

Say, henüz 4 yaşındayken piyano çalmaya başladı ve gençlik yıllarından itibaren kendini dünyada kabul ettiren bir sanatçı oldu. Pek çok oratoryo, konçerto, orkestra eseri ve piyano parçası besteledi. Say; Haydn, Mozart ve Beethoven gibi klasik müziğin en büyük sanatçılarının da eserlerini ustalıkla icra eden bir müzisyen. Fazıl Say'ın, 21 albümü ve birinin adı Yalnızlık Kederi olan üç de kitabı var. Yalnızlık Kederi'nin, alelade bir Müslüm Gürses şarkısına fevkalade yakışacak bir isim olduğu dikkatinizden kaçmamıştır.

Fazıl Say, Türkiye'nin temel kültürel problemini, Doğu-Batı sorunsalını, sanat anlayışının merkezine yerleştirmiş biri. Amacını, Doğu ile Batı kültürleri arasında köprü kurmak olarak özetliyor. Ne var ki kültür ve siyaset anlayışı uzlaştırıcı değil. Tarihsel süreçlerin kabul etmediği zorlama devrimlerle kültürü yeniden yaratmaya eğilimli.

İNGİLİZ HALKININ ROCK 'YAVŞAK'LIĞI
Bir başka deyişle Say, 'tahakkümcü modernleşme' yanlısı bir zat. En büyük yanılgısı modernleşme gibi sosyo-kültürel bir meselenin, politikanın sihirli dokunuşuyla halledileceğini zannetmesi. Bu işler, askeri bir edayla "Modernleşilecek, hadi modernleş," demekle olmuyor.

Say, "Halkımı klasik müzikle tanıştırmak zorundayım," diyen bir sanatçı. Bu cümledeki nesnelerle yüklemin yerini değiştirdiğiniz zaman Fazıl Say'ın asıl söylemek istediği şey ortaya çıkıyor: "Halkım klasik müzikle tanışmak zorunda. Başka yolu yok."

Peki, burjuvazinin bile değil, aristokrasinin müziği olan klasik müzik geniş halk kitlelerine nasıl benimsetilecek? Fazıl Say, başlangıç düzeyinde bile sınıf analizi yapamadan siyasete soyunduğu için bu sorunun cevabını veremiyor elbette. Müziğin sınıfsal temelleri olduğunu bilmiyor. Caz, blues ve rock'ın, hatta kendisinin icra ettiği klasik müziğin, ortaya çıkış amaçları itibarıyla belirli sınıfların müziği olduğunu kavrayamıyor. Eğer kavrasaydı "Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum," demezdi. Siz hiç, bir İngiliz klasik müzik sanatçısının çıkıp da 1960'ların İngilteresi'nde Londra Camden Town'daki 'rocker'ları kastederek "İngiliz halkının rock yavşaklığından utanıyorum," dediğini duydunuz mu?

Say, bu ülkede dinlenilecek müziklerin hangileri olacağına karar veremeyeceğini anlamalı. Burası Türkiye. Burada Yehudi Menuhin de dinlenir, Farid Farjad da... Pink Floyd da dinlenir, Orhan Gencebay da... Fazıl Say da dinlenir, Müslüm Gürses de...

 

ARABESKÇİ GİBİ SİYASET YAPIYOR
Fazıl Say'ın, arabeskçilere hakaret ederken 'arabesk' davrandığını da yeri gelmişken söylemeli. Alman gazetesine 'kaybetmiş adam' edasıyla konuşması bunun delili. "Artık bu ülke bizim değil. Yandık bittik kül olduk," psikolojisiyle konuşuyor. Freud'un, 'zulüm görme paranoyası' dediği şeyin bir türevini yaşıyor.

'Yavşak' sözcüğünü sevmesinden anlaşılacağı üzere Fazıl Say'ın üslup sorunu da var. Hani kimin konuştuğunu bilmeseniz bir klasik müzik bestecisi ve piyano virtüözü değil de İMÇ'de kaseti yeni çıkmış Selahattin Özdemir (Adanalı bir 'hard arabeskçi'. Pek tanınmaz, o yüzden açıklama gereği hissettim.) konuşuyor sanırsınız.

Say'ın, nahoş kelimelerle değil, piyanosuyla özdeşleşip hafızalara kazınması gerekiyor. Böyle giderse hiçbirimiz Fazıl Say'ı piyanosuyla birlikte anımsamayacağız. Rıza Silahlıpoda'yı bile piyanosuyla özdeşleşmiş bir biçimde hatırlarken Fazıl Say belleğimize piyanosuz yerleşecek.

Siyasi kaygılarını arabesk bir dille açıklarken "Türkiye, İran'a dönüşebilir," diyen Fazıl Say, yersiz endişeler üreteceğine kendini bir de 1979 devriminden beri ülkesine ayak basamayan İranlı keman virtüözü Farid Farjad'ın yerine koysun ve Türkiye'de yaşadığı için şükretsin. Bekâra karı boşamak kolay, Say sürgünde yaşamayı kolay zannediyor olmalı ki, 'irtica' dediği muhayyel öcüden kaçma adına 'iltica' etmekten dem vuruyor. İltica etmeden önce, bir zahmet mülteci olmanın, sanatına da yansıyacak ne tür bir duygusal ve düşünsel sakatlanma yaratacağını Theodor Adorno okuyarak öğrensin.

Okumadan yazmaya devam ederse karizması daha da çizilir. Ve amatör yazarlık açısından dahi anlamındaki 'de' ve 'da'yı ayrı yazmakta zorlanan Fazıl Say; tarih defterine, müzikal açıdan dâhi mertebesindeki Fazıl Say'dan ayrı yazılır.

 

BURGAZADA MAÇOLUĞU KONÇERTOSU
Fazıl Say'ın adı son olarak 'Burgazada maçoluğu konçertosu' ile gündeme geldi. Say, olayı Facebook'taki sayfasında marifet göstermiş gibi şöyle anlattı:

"Burgazada'da dostlarla içip dertleşirken bir TV programcısıyla Alman eşi (Alman Yeşiller Partisi'nden) gece vakti masamıza gelip sormadan oturdu. Tuhaf siyasi eleştirilere başladılar. Babama, bana zart zurt ettiler, kovduk. Sinirlendik, o derecede ki, pet şişesi fırlattığım ilk kez oluyor."

Saldırıya uğrayan Nedim Hazar ise tatsız hadiseyi şu sözlerle anlattı:

"Say'la 2004'te Mercan Dede'nin belgeselini çekerken tanışmıştık. Yeşiller'den konu açıldı ve 'Cem Özdemir arkadaşımdır. Sizin yüzünüzden Avrupa'da azar işitiyorum. Arkadaşlarım Mustafa Balbay, Soner Yalçın sizin yüzünüzden içeride' diye eşime bağırmaya başladı. Ben de 'Baban senden daha iyi politika yapıyor' dedim. Çok sarhoştu, ayağa kalktı ve üstümüze yürüdü. Biz büyütmemek için uzaklaşırken arkamızdan pet şişe ve hatta bardak fırlattı."

Hazar'ın eşi Ulrike Dufner ise "Fazıl Say, 'S.. gidin, bu masada neden oturuyorsunuz' dedi. Arkadaşları korumamış olsaydı beni hastanelik edecekti," diyerek Say'ın kendisinden özür dilemesini istedi. Sonuç olarak Burgazada konçertosu, Fazıl Say'ın politik kariyerine kötü bir eser olarak yazıldı.

 

BAŞLICA FAZIL SAY POLEMİKLERİ
Fazıl Say politik çıkışlar yapmadan önce 2000'lerin başından itibaren magazin sayfalarında arz-ı endam eyleyerek kendini bir güzel yıprattı. Say, AK Parti 2002'de iktidara geldikten sonra ana muhalefet partisi lideri gibi açıklamalar yapmaya başladı. 2007'de sol liberal Alman gazetesi Süddeutsche Zeitung'a şu demeci verdi:

"Bizim Türkiye rüyamız öldü. Tüm bakan eşleri türban takıyor. İslamcılar zaten kazandı, biz yüzde 30, onlar yüzde 70. Bizi dışlıyorlar. Çankaya'daki davete bir sürü ıvır zıvır adamları çağırdılar, beni çağırma gereği bile duymadılar. Bu iş böyle devam ederse kızımı da alıp bir başka ülkeye yerleşeceğim."

- 2009'da CHP eski Lideri Deniz Baykal'a gönderdiği mektupta agresif ve manasız cümleler kurdu:

"Mustafa Kemal Atatürk, bugün bu saatte yaşıyor olsaydı, muhtemelen: 'Akdeniz'deki ordular! İlk hedefiniz Anadolu'dur ileri' emrini verirdi. Ülkenin deniz kenarındaki hemen hemen bütün şehirleri AKP'nin elinden geri alındı dünkü seçimde."

- 2010'daki referandumda 'Evet' oyu vereceğini açıklayınca Sezen Aksu'yla uğraşmaya başladı. Aksu için "Performansı kötü," dedi. - 2010'da "Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum," diyerek büyük bir tartışmanın fitilini ateşledi. Şarkıcı Sibel Can, Say'ın arabesk alerjisine inat 'arabesk gecesi' düzenlemeye karar verdi. Hülya Avşar da, Fazıl Say için, "Saçmalamış. Tedaviye ihtiyacı var," dedi.

Fazıl Say, sonra bir televizyon programında meseleyi daha seviyeli bir dille ele aldı: "Arabeskin soylulaştırılması yanlış. Hayır, bu cahil bir müziktir, teknik olarak çok düşük bir müziktir. Doğu ve batı sentezi olarak diyorlar bunun da bir anlamı yok."

- Geçtiğimiz günlerde Başbakan'la Somali'ye giden Sertab Erener'e hakaret etti: "Amy Winehouse'a tavsiye ettiği beynin binde biri Sertab'da olsaydı, Somali'de yardımı partizan rant olarak değil vicdan dedi diye yapardı! Bazıları bedenen ölür, bazıları ruhen."

Sayfa Derleme Süresi: 4.9672 saniye