'Yürümeyi bilmeyen insanlara futbol oynatıyoruz'

Medyatava ÖzelSayım Çınar Malatya Tiyatro Günleri’ni düzenleyen yönetmen Ersin Aycan ile sanata dair çok keyifli bir söyleşi gerçekleştirdi...

'Yürümeyi bilmeyen insanlara futbol oynatıyoruz'

 

 

 

 

 

 

SAYIM ÇINAR

sayimcinar@gmail.com

 

Malatya son dönemde kültür sanat olaylarında çok etkili olmaya başladı. Uluslararası film festivali dışında bir de kısa film festivali oldu. İnönü Üniversitesi Malatya Günleri başladı. Nasıl hazırlanıyorsunuz?

Evet, öncelikle oyun seçimleri üzerinde çalışıyoruz. Kalitesiz oyun seyirciyi bozacaktır. Komediye daha yatkınlar. Çok seviyorlar. Biz de genelde Vodvil tarzında komedi oyunları olmasına özen gösteriyoruz. Oyunları seçmeden önce hangi oyunları getirebiliriz diye bakıyoruz. Türkiye’de oyunlar ne hale gelmiş, ne kadar seyirci izlemiş onlara bakıyoruz. Fırat Tanış’ın Ayrılık oyunu Türkiye’de çok fazla turne yapmamış bir oyundu. Malatya’ya kadar gelmesi büyük bir şans oldu. Sergileyeceğimiz oyunların ne olacağını, üniversitede yaptığımız bir anket belirledi. Yüzde 80’e yüzde20 istenen tarz komedi çıktı. Bu yüzden komediye ağırlık veriyoruz.

"HİÇ BİR FİLM İZLERKEN KENDİNİZİ KEMAL SUNAL’A BENZETTİNİZ Mİ?"

Artık Türkiye’de tiyatro izleyicisinin tek tip olacağını düşünüyorum. Dünyada tiyatrolar aslında bir psikiyatrist odası gibi. Edebiyat uyarlamaları, klasik uyarlamalar oluyor. Güldür şovlar da etkili olmaya başladı. Sence ‘Yaşamı düşünenler, komik hissedenler trajik mi yaşar?’

Hiç bir film izlerken kendinizi Kemal Sunal’a benzettiniz mi? Adama köprü sattılar, köfteci oldu parasını elinden aldılar. Kimse Kemal Sunal’a benziyorum demedi. Ama herkes Battal Gazi’ye, Polat Alemdar’a aynı ben dedi. Bu yüzden içinde bulunulan karakterleri seçerken yaşanmışlığa bakmak gerekiyor. Bizim izlettiğimiz oyunlarda da seyirciye kendisini göstermek için yaşanmışlıkla ilgili oyunlar göstermek istiyoruz. Ayrılık oyununda da bunu çok güzel verdiler. Kaç Baba Kaç’ta da mesajlar çok güzeldi. Karakterleri ayna olarak kullanmakta kendimizi baskılamıyoruz.

Son yıllarda Türkiye’de insanlar çok gerginler. Daha çok kültürel etkinliklere gitmeleri gerekiyor. Çünkü Türkiye’de hâlâ psikiyatri kültürü çok alışılmış değil. Aile psikiyatrimiz yok, danışmanız yok.

Aynen öyle. Akşam haberlerini izlediğimiz zaman bir tane yüzümüzü güldüren haber yok. İnsanlar gün boyu trafik sorunu ve stres yaşıyor. Bir de tiyatroya gidince ‘ah vah’ tarzı oyunlar görmek istemiyor.

Belçika’da, Amsterdam’da yaşayan insanların ruh halleri farklı oluyor. Belki onların da farklı yalnızlıkları oluyor.

Çok güzel bir şey söyledin. Mesela benim Malatya’da güne gözlerimi açtığımdaki güneş ışığı farklı, İstanbul’dayken farklı. İngiltere’deki güneş ışığı da farklı. Bizi etkiliyor.

Ben Lars Von Trier’in Melancholia filmini Malatya’da izlemiştim mesela. Lokasyon çok etkiliyor. Burada İnönü Üniversitesi’nin yaptığı kısa film festivalinin önemi çok büyük. Gönüllüler hepsi değil mi? Biraz ekibinizden bahsedebilir misiniz?

Burada 43.000 civarında öğrenci var. Eylül ayında tiyatro topluluğuna katılmak isteyen öğrencileri çağırıyoruz. Koşulsuz, şartsız bir şekilde. Tiyatro topluluğunu tanıtıyoruz ve devam etmek isteyenlerle yola devam ediyoruz. Öğrencilerin hepsi üniversitenin muhtelif bölümlerinden. Çoğu tiyatro kelimesini bilmiyordu. Yürümeyi bilmeyen insanlara futbol oynatıyoruz. Hepsi Batman, Sivas, Elazığ’dan geliyor. Bu yüzden aslında batı tiyatrosu oynamak imkânsız hale geliyor. Fakat bizler temel tiyatroculuk eğitimi veriyoruz. Şan, dans, ses eğitimi dersleri alıyorlar. Oyunculuğu kavrıyorlar. Kendimizi tamamen seyircinin yerine koymaya çalışıyoruz.

Evli yakında baba olacak birisiniz. İdealist bir insan olamıyorsunuzdur. Varoluşsalcı bir yapınız vardır sanıyorum. Oyuncu olmak sizde nasıl değişikliklere yol açtı?

Evet, sakinleştiriyor beni. Kontrol altına alabiliyorum kendimi. Bir yıl içinde üç-dört farklı rol oynuyorsunuz. Farklı karakterler farklı insanlar demek oluyor. Bu da bizi ister istemez derinliğin içine atıyor.

Karmakarışık oyunu Amerikan Vovdil tarzında bir oyundu. Açıkçası izlerken kendimi devlet tiyatrosunda bir oyun izliyor gibi hissettim. Bu çok önemli bir şey. Tiyatro tanımlanacak bir sanat dalı değil. Sahnede çok eğlenen bir ekip var.

Evet, üstelik yüzde 50’si ilk defa sahneye çıktı bu oyunda. Bir öğrencim; derste parmak kaldırmaya çekinirdim. Fakat tiyatrodan sonra fırlama oldum, değiştim dedi. Tiyatronun böyle de bir etkisi var. Girişimci, yenilikçi, özgüvenli oluyorsunuz. Dramaturji dersiyle okuduğunuzu farklı yorumlamayı da deneyimliyorsunuz.

Jürilerden biraz bahsedebilir misiniz?

Semir Aslanyürek’in kamera arkasında ve dersteki tavrı siyahla beyaz gibidir. Kamera arkasında babadır. Kafasındaki marjinallik kameraya da yansıyor.

Selahattin Yıldız Akira Kurosava üzerine çalışmış mükemmel bir hoca, profesör. Derviş Zaim’in rüya filmini birlikte izleme şansına eriştim bir gün. O filmde çok fazla detay vardır dükkanın isminden, tablonun rengine kadar. Aşağı yukarı iki buçuk saatlik bir filmdi. Ama biz dört buçuk saatte izledik. Çok güzel bir deneyimdi.

Malatya Kısa Film Festivali 11. Yılında. Sunum ve ödül töreni çok başarılıydı. Üniversitenizi tebrik ediyorum. Önümüzdeki yıllarda tiyatro günleri ve festival bir arada mı olacak ayrı ayrı mı?

Kısa film festivalinin bu denli iyi geçmesinin sebebi dekan yardımcımız ve festival yönetmeni Mevlüt Akyol hocamızdır. Kurduğu ekiple sağlam yol aldılar. Rektörlüğe bağlı sanat komisyon üyeleriyiz biz. Neler yapabilirizi tartışırken tiyatro oyunu ve kısa film gösterimleri çakışmasın istedik. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. Müthiş bir sanat şöleni oldu. Aynı anda üç festival vardı. Tiyatro Günleri, Kısa Film Yarışması ve Kahve ve Çikolata Festivali. Hiçbir etkinlik boş kalmadı. 3500 seyirci tiyatro izledi.

Önümüzdeki yıl yine bu tarihlerde mi olacak? Yeni projeleriniz var m?

Talepler doğrultusunda tartışacağız. Aynı anda çok farklı tepkiler alıyoruz. Hem olumlu hem olumsuz. Ayıracağız gibi görünüyor. Türkiye üniversitelerinden daha fazla oyun getirmek, amatör tiyatrocuları ve usta tiyatrocuları bir araya getirmek istiyoruz. Ali Poyrazoğlu, Köksal Engür ve Ferhan Şensoy’u davet ettik. Üniversite öğrencilerini söyleşi, oyun ve workshop’larla bir araya getirmek şu an en çok istediğim şeylerden biri. Size çok teşekkür ederim. Çok keyifli bir söyleşi oldu. Sorularınız sayesinde sizi daha da iyi tanıdım. Sağ olun.

 

 

 

 

 

 

Sayfa Derleme Süresi: 6.5308 saniye