Yavuz Turgul'dan Yol Ayrımı yorumu: Aslında en az ağlatan filmim

Yol Ayrımı filminin yönetmeni Yavuz Turgul'dan dikkat çeken açıklamalar...

Yavuz Turgul'dan Yol Ayrımı yorumu: Aslında en az ağlatan filmim

Geçtiğimiz günlerde vizyona giren "Yol Ayrımı" filminin yönetmeni Yavuz Turgul, filmle ve başrol oyuncusu Şener Şen'le ilgili dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

İşte, Turgul'un o açıklamaları:

"Muhsin Bey’in anafikri, Tarlabaşı’nda yürüyen iki kişiden ortaya çıkmıştı, keza ‘Eşkıya’ yine Beyoğlu’nda, Tarlabaşı’ndaki çatılardan ilham alınarak çekilmişti. ‘Yol Ayrımı’nın ilham kaynağı nedir ya da var mıdır?

- Var, evet. Şener Şen’le  ‘Kavanoz’ lakaplı Altan isimli ortak bir arkadaşımız var. Filmde, Rutkay Aziz’in canlandırdığı karakter yani. Altan yaşamayı seven ve bunu en güzel haliyle gerçekleştiren bir arkadaşımız. Kendisinin yaşadığı serüvenleri, çapkınlık maceralarını hep dinlerdik. Hani Martin Scorsese’nin ‘After Hours’u vardır ya, ana karakter bir gecede bir sürü şey yaşar, ben de ‘Kavanoz’un anlattığı bu maceraları, bir gecede toparlayayım, filmleştireyim türünden bir düşünce içine girdim. Ama daha sonra bu düşünce yavaş yavaş evrildi ve şu anki ‘Yol Ayrımı’ filmimiz ortaya çıktı.

Yani Şener Şen’in canlandırdığı Mazhar karakterini belli birinden esinlenerek ortaya çıkarmadınız?

- Hayır. Sadece iki arkadaşın bir gece boyunca yaşadıklarını anlatmak istedim ve bu düşünce şu an bu hale geldi.

Siz nasıl kabul edersiniz bilemem ama benim için ‘Yavuz Turgul sineması’, bir ‘dekadans’ın sinemasıdır. Sistemle barışık olmayan ya da toplumsal çürümeye karşı kendince mücadele içinde olan insanlar vardır bu sinemada. Fakat ‘Yol Ayrımı’nda ilk defa sistem içinden birini ele alıyorsunuz ve daha sonra kendi sularınıza çekiyorsunuz. Bu duruma ilişkin neler söylersiniz?

- Karakterin değişimi, drama adına en güçlü öğelerden biridir. Yani karakterin yaşadığı olaylar sonucu başlangıçta olduğu kişilikten farklı bir kişiliğe evrilmesi ve oradaki dünyayı keşfetmesi önemlidir. Bu değişim olumludan olumsuza veya olumsuzdan olumluya doğru olabilir; fark etmez. Ben senaryoyu kaleme alırken belirli bir sistem dahilinde çalışmıyorum. Yani dramatik kurallara bağımlı değilim. Zaten zaman zaman aklıma eseni yaptığım için, bu kadar uzun sürede toparlıyorum filmlerimi. Yanlış yollara saparak, doğruları zaman içinde bularak yavaş yavaş hikâyeyi biçimlendiriyorum. Öte yandan yapmadığı bir şeyi yapma, yeni denemelere girme isteği oluyor insanda. ‘Muhsin Bey’den beri ‘Yitirilen değerlerin yönetmeni’ olarak adlandırıldım, açıkçası bu benim başıma belaydı. Ben de bunu değiştirmek istiyordum."

Röportajın devamını okumak için TIKLAYIN...

Teknolojik İşler Ofisi

Sayfa Derleme Süresi: 1.2967 saniye