TEMPO EDİTÖRLERİ NEDEN TERÖRLE MÜCADELE ŞUBESİ'NDE SORGULANDI?

Tempo editörleri Cemal Subaşı ve Eyüp Erdoğan’ın başına gelenleri kaleme alan Mehmet Y. Yılmaz: "Bir demokraside, bir gazetecinin herkese açık kaynaklardan ulaştığı bir haber nedeniyle böyle taciz edilmesi, basın özgürlüğüne açık bir saldırı olarak kabul edilir."

Mehmet Y. Yılmaz/HÜRRİYET

Basın özgürlüğüne açık saldırı

 

TEMPO Dergisi’nin eylül sayısında “Ergenekon’un Gizli Tanıkları” başlıklı bir haber analiz yayımlandı.

Derginin editörleri Cemal Subaşı ve Eyüp Erdoğan’ın çok ciddi bir çalışma sonucu yazdıkları bir haberdi bu.

Bunu yaparken elbette casusluk yapmadılar. Savcılık ofisine sızıp gizli bilgileri elde etmediler.

Bu dava ile ilgili olarak savcılık ve polis bünyesinde oluşturulan “haber ajansından” servis de almadılar.

Yaptıkları açık kaynakları incelemekten ibaretti. Yani davanın 1, 2 ve 3. iddianameleri ve bu iddianameler ile ilgili olarak gazetelerde daha önce yayımlanan haberler.

İddianamede açık tanıklar ile gizli tanıkların ifadelerinde söyledikleri, cümle yapıları ve olayları anlatırken seçtikleri sözcüklerin benzerliğinden yola çıktılar. Yine iddianamede yer alan adres ve telefonlardan tanıklara ulaştılar ve haberlerini yaptılar.

Ve bu “ağır suç” nedeniyle önce Terörle Mücadele Şubesi’ne davet edildiler, ardından savcılığa gönderildiler. İfadeleri alındı, bu çok gizli bilgilere nasıl ulaştıkları soruldu.

Oysa aynı görevliler iddianameleri dikkatle yazmış olsalardı, o haberin yapılabilmesine zaten olanak yoktu. Yazdıktan sonra okumuş olsalar, bu sorguya da gerek yoktu.

Arkadaşlarımıza, Terörle Mücadele Şubesi’nde, çok eski tarihlerde Adil Serdar Saçan ve Turan Çömez’i neden telefonla aradıkları da soruldu, önlerine dinleme kayıtları kondu.

Oysa o görüşmelerin bir gazetecilik faaliyeti çerçevesinde yapıldığı, zaten dinleme kayıtlarından görülüyordu.

Bir demokraside, bir gazetecinin herkese açık kaynaklardan ulaştığı bir haber nedeniyle böyle taciz edilmesi, basın özgürlüğüne açık bir saldırı olarak kabul edilir.

Sivil toplum kuruluşlarının ayaklanması, meslek örgütlerinin isyan etmesi, demokrasiyi ve basın özgürlüğünü savunanların seslerini yükseltmeleri gerekir.

Bizde hiçbiri olmadı.

Öyle görünüyor ki “sindirme ve korkutma” planının meyveleri toplanıyor!

Sayfa Derleme Süresi: 9.4437 saniye