Şevval Sam'dan Kaz Dağları tepkisi: Bari oksijenimizi bize bırakın

Ünlü şarkıcı ve oyuncu Şevval Sam, Cumhuriyet'ten Ayça Han'ın sorularını yanıtladı.

Şevval Sam'dan Kaz Dağları tepkisi: Bari oksijenimizi bize bırakın

Ünlü oyuncu ve şarkıcı Şevval Sam, Türkiye'nin her bölgesinden şarkılarıyla DenizBank Açıkhava Konserleri kapsamında 20 Ağustos akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu sahnesinde olacak. Aşık Veysel'den, Neşet Ertaş'a, Kâzım Koyuncu'dan Ahmet Kaya'ya ustaların şarkılarını söyleyecek Sam, dinleyicisini Anadolu turuna çıkaracak.

Konser öncesi Cumhuriyet'ten Ayça Han'ın sorularını yanıtlayan Şevval Sam, Kaz Dağları'ndaki ağaç katliamıyla ilgili de konuştu. Sam, ''Bu ne ilk ne de tek, Karadeniz yıllardır yağmalanıyor... Şunun altını özellikle çizmek istiyorum, Kütahya’da Murat Dağı’na da göz dikilmiş vaziyette şu anda. Lunaparktaki oyuncaklar gibi: delikten kafa çıkıyor, ona vuruyorsun, diğer taraftan başka kafa çıkıyor bu sefer onu yakalamaya çalışıyorsun ya, onun gibi.. Bir yandan da neye karşı geleceğimizi şaşırdığımız bir dönem yaşıyoruz, artık bari oksijenimizi bize bırakın'' dedi.

Ayça HAN / CUMHURİYET

'Bir kavanozun içindeyiz'

Kaz Dağları’ndan konuşalım biraz da...

Bu ne ilk ne de tek, Karadeniz yıllardır yağmalanıyor... Şunun altını özellikle çizmek istiyorum, Kütahya’da Murat Dağı’na da göz dikilmiş vaziyette şu anda. Lunaparktaki oyuncaklar gibi: delikten kafa çıkıyor, ona vuruyorsun, diğer taraftan başka kafa çıkıyor bu sefer onu yakalamaya çalışıyorsun ya, onun gibi.. Bir yandan da neye karşı geleceğimizi şaşırdığımız bir dönem yaşıyoruz, artık bari oksijenimizi bize bırakın. Burada inanç sistemlerinin, ideolojilerin, -izm’lerin, milliyetçiliklerin hepsinin kenara koyulması gerekiyor; burada ortak tek derdimizin bu yerkürenin, bu gezegenin, bu tabiatın korunması olmalı. Kaynaklar tükeniyor, kaynaklar kirleniyor, biz bir kavanozun içerisinde gibiyiz yahu nereye gideceğiz? Dünyadan istemeyi biliyoruz, ama tek taraflı olmaz, ona karşılığını da vermek zorundayız. Arı’nın balını paylaşabilirsin ama bütün peteğini almak diye bir şey olamaz, bir kısmını alırsın bir kısmını Arı’ya bırakırsın ki bu döngü devam edebilsin. Onun tabiatına saygı gösterip, çiçeğini korursun ki o da bal versin, sen de şifalan diğer canlılar da beslensin. Bu karşılıklı bir duygu alışverişi, saygı alışverişi, hep bana hep bana diye bir şey olmaz...

Bütün ayrılıkları bir kenara bırakıp, yan yana durabilir mi sizce bu ülkede insanlar?

Mikro ve makro düzeyde bu bilince ermek gerekiyor, manzaramı kapatıyor diye, kuşlar arabamı kirletiyor diye ağacı kesmek, yerine plastik palmiyeler dikmek... Bu zihniyetleri, bir bilinçlendirme sürecinden geçirmek zorundayız, bu da eğitimle olabilecek bir şey, farkındalık yaratmak gerekiyor. Bu anlamda sosyal medyanın gücüne inanıyorum. Kaz Dağları’na binlerce insan yürüyerek gidiyor sosyal medya sayesinde. İnsanlar birbirlerini duydu ve aynı amaç için oraya yürüdü. Bireysel olarak biz bunun için çaba sarf ediyoruz ama; kitleler üzerinde etkin karşılığı olan kurumların, kişilerin, partilerin, belediyelerin yapması gerekiyor. En çok da onlara iş düşüyor.

Kaz Dağları için, Kaz Dağları’nda bir konser fikri var mı aklınızda...

Elbette düşündüm bunu, İstanbul'daki konser ayın 20’sinde, yakın bir tarihte olduğu için hazırlık sürecimiz yoğun bir biçimde devam ediyor. 20’sinden sonrasında yapmak isterim. Kaz Dağları olmazsa, Murat Dağı’na giderim. Farkında olunmayan bazı yerlerin de altını çizmek lazım. Murat Dağı mesela herkesin bilmediği bir yer, orada hazırlık yapılıyor şimdi. Tek bir yerin popülize edilmemesi gerekiyor, Kaz Dağları bir öncü olabilir bu konuyla ilgili, Karadeniz’e bakılması lazım, Murat Dağı’na bakılması lazım... Burada parlatılması gereken şey altın değil, parlatılması gereken şey belki tarih, tabiatın dokunulmamışlığı, endemik varlıklar, belki yemek kültürü, organik ürünler... Hâlâ Kapitalizm’in girmediği bazı köyler var, Ata tohumları var. Dünyada bir sürü şey bitti, Londra’da bir bakıyorsun her şey parlatılmış ve plastik gibi. O günle bugün arasındaki farkı konuştuk ya az evvel, evet işte o gün Domates Domates’ti, bugün Domates yemek için daha fazla para veriyorsun; çünkü Domates olmayan bir şeyi sana Domates diye satıyorlar. Bizim çocukluğumuzda organik diye bir şey yoktu. Sulara para veriyoruz, bakın ama aksi mümkün, Ovacık’ta Başkan Maçoğlu “Suya para mı verilir?” Dedi verdi insanlara Munzur suyunu, yapılabiliyor aslında. Ama o suları Araplara satarsan, Arap sana gelip buradan senin suyunu alır... Ben niye ait olduğum topraktaki suyu içemiyorum, Araplara ya da Batı’dan başka bir ülkeye satılıyor kaynaklarımız... Benim onayım haricinde satılmış hem de...ben onay vermiyorum; herkes o sudan içmeli, kimseye ait olmamalı.

Röportajın tamamını okumak için TIKLAYIN

Sayfa Derleme Süresi: 9.2091 saniye