RADİKAL DIŞ HABERLER MÜDÜRÜ CEYDA KARAN: İKTİDAR OLMANIN DOĞASINDA YAPTIKLARININ ONAYLANMA ARZUSU VAR. MEDYANIN DOĞAL MİSYONU DA BU ARZUYU DİZGİNLEMEK

MEDYATAVA PAZAR RÖPORTAJI: Sayım Çınar, Radikal’in Dış Haberler müdürü Ceyda Karan ile medyayı, Radikal’in dış haberler servisindeki işleyişi, televizyon ekranına da taşımayı başardığı gazeteciliğini ve televizyon ile gazetecilik arasındaki farkları, Hugo Chavez sempatizanı olup olmadığını, hükümetin medyaya ne kadar müdahale ettiğini, Obama’nın Türkiye ziyaretini ve Dünya’yı kasıp kavuran ekonomik krizi konuştu.

Sizin hiperaktif  bir kişi olduğunuzu söylerler… Radikal’in Dış Haberler müdürü olmak bu özeliği beraberinde mi getiriyor? 
- Dış habercilik gazeteciliğin en dinamik alanlarından biri. ‘Dünyanın dört yanından internet ve haber ajansları vasıtasıyla akan ve büyük çoğunluğu yabancı dilden olan bilgilerin kodlarını çözüp, Türkçe yeniden kodlamak’ olarak adlandırabileceğimiz, editoryal yanı ağır basan bir iş bizimkisi. Gün geçmiyor ki dünyanın bir yerinde çarpıcı bir olay olmasın. Hiperaktif olmak biraz da zaruri sanırım. Ama evet, çalışma arkadaşlarım öteden beri hiperaktif olduğumu söyler. Doğrusu işime yaradığı sürece şikayetim yok. 

Radikal Gazetesi’nin Dış Haberler sayfalarına nasıl bir hazırlık yapıyorsunuz? 
- Sabah başlayan ve taşra baskısına kadar sürekli organize bir biçimde, gelen haberleri takip etme, editoryal değerlendirme ve sayfaya aktarma süreci bu. Elbette akşam da devam ediyor ki bizim baskımız biraz erken olduğundan gece gelen haberleri sayfalarımıza taşıma konusunda sıkıntılar yaşayabiliyoruz. Yine de elimizden geldiğince haberleri yansıtmaya çalışıyor, baskı saatlerinden ötürü atladığımız bir haberi ertesi günü başka gazetelerin görmediği bir perspektiften, ilgi çekici başlıklarla ve akıcı bir üslupla aktarmaya çalışıyoruz.

Radikal gazetesiyle ilişkinizi anlatır mısınız? 
- 1998 Mart’ından beri Radikal’de çalışıyorum. 1999’dan bu yana da dış haberler şefiyim. Her gazete gibi hataları sevapları vardır ama biz elimizden geldiğince düzgün gazetecilik yapmaya çalışıyoruz diye düşünüyorum.

 

Hugo Chavez’in sempatizanı olmanızı neye bağlıyorsunuz? Chavez Amerika’ya kafa tutmasıyla gündeme oturmuş bir lider. Siz Amerika’ya nasıl bakıyorsunuz? 
- Doğrusu olaya hiç böyle bakmamıştım. Yani kendimi hiçbir zaman ‘Chavez sempatizanı’ olarak tanımlamadım. Chavez’e de diğer dünya liderlerine olduğu gibi daha ziyade olup bitenleri anlamaya çalışan bir gazeteci gibi baktığımı zannediyorum. Dünyadaki diğer ülkelere, o ülkelerin liderlerine daha ziyade kendi tarihsel, siyasi ve ekonomik serüvenlerinden hareketle bakmakla ilgili.
Aynı perspektif Amerika için de geçerli. Hep dilimize yapışmış şu ‘anti-Amerikan’ kelimesini anlamakta çok zorlanırım. Amerikan yönetimlerinin politikalarına karşı çıkabilirsiniz, bu siyasi bir tavırdır. Bu siyasi tavrı kimileri anti-Amerikancılık diye anıyor. Ama bana doğru bir tanımlama gelmiyor. Ben Amerikan halkına karşı değilim ki! Tam tersine Amerikan kültürünün hoşuma giden çok fazla yanı var. Misal ille de denklemi ‘karşıtlık’ üzerinden kuracaksak ‘Bush yönetimi karşıtı’ ifadesi daha manalı. Bana en komik gelen hep en koyu anti-Amerikancıyım diyenlerin Amerikan yaşam biçimini en fazla benimsemiş olanlardan çıkması olmuştur.

Sizi okurken seveler televizyonda da sevdi. Televizyoncular zaman zaman farklı seçimler yapabiliyor. Ekranda da sevilen bir kişilik oluverdiniz. Siyasal duruşu demokratik olabilen gazetecilerin azlığını neye bağlıyorsunuz?  
-Televizyon yazılı basından çok farklı bir mecra... Yani yazı yazmak başka, ekrana çıkıp doğru düzgün bilgiler verip tutarlı, öngörülü analizler yapmak başka. Yazarken vaktiniz olur, her kelimenizi tartar biçersiniz. Ekranda her şey daha zor…
Demokrasi kişilerle değil zihniyetle ilgili bir şey. Türkiye’nin elbette pek çok sorunu var ama her gün televizyon ekranlarından sorunları açık fikirlilikle tartışabildiğimize tanıklık ediyoruz. Önemli olan farklı fikirlerin dile getirilebilmesi, buna engel teşkil edebilecek bir zihniyete yenik düşmemek.

Köşesini öç alma duygusuyla yazan köşe yazılarına neler önerirsiniz? Özü sözü bir olmak cesaret gerektiriyor, değil mi? 
- Kim öç alma duygusuyla yazıyor, kim cesur, kim değil bilemem. Sözünü ettiğiniz mesele biraz polemik yazarlığına giriyor. Bu tarzın benim de keyifle okuduğum ustaları da var, yazdıkları kulaklarımı tırmalayanlar da...

Türkiye basınındaki köşe yazarlarının dış politikayla olan ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Dünyayı yeteri kadar takip etmeyen, sadece yerel kalabilen “büyük köşecilere” neler önerirsiniz? 
-
Dış politika denildi mi, daha ziyade memleketin dünyayla ilişkisini anlıyoruz. Memleket insanı ‘Zulu kabilesini’ merak etmiyor, illa ki kendi civarında olup bitenlerle, kendisine ‘dokunanla’ alakalı oluyor. Bu ilk bakışta çok doğal. Lakin bence biraz ‘üçüncü dünyalılık’ refleksi. Neden? Misal Amerikalı ‘bana ne Zuludan’,  ‘bana ne elin Sudanlısı’ndan demiyor, oraya gazetecisini yolluyor, sayfalarında ilk elden bilgilere dayanan geniş analizlere yer veriyor. Zira Batılı dünyayı bir nevi ‘feth etmek’ için medyasını kullanmayı iyi biliyor. Misal Çin 21. yüzyılda giderek öne çıkan bir ülke lakin bu ülkedeki siyasi, ekonomik ve toplumsal gelişmelere, kültür hayatına dair aslında ne kadar az şey biliyoruz. Dış haberler sayfalarına giren haberlerle ilgili bir istatistik çıkarılsa, dön dolaş aynı haberler çıkar karşımıza. Farklı diyarlara ancak magazinel değeri varsa  yer veriyoruz. Elbette bir dış haberci olarak bunun doğru bir tavır olmadığını düşünüyorum. Gazetelerin dış haberler sayfalarına ehemmiyet vermesi, bu sayfaların geniş tutulması gerekiyor. Bizde dış habercilik maalesef küçümsenen bir alan, gencecik çocuklara ‘kırık dökük üç beş tercüme yaptırmak’ olarak bakılıyor. Genelde Türkiye’yle bağlantılı dış politika açısından görülmüyorsa, salt magazinel açıdan ele alınıyor. Açıkçası kaliteli magazini, özellikle de siyasi magazini severim. Lakin nihayetinde memleketin çıkarlarından bahsediyorsak, dünyayı bilmek, doğru anlamak bu topraklarda yaşayan herkesin çıkarına… 

Ülkemizde demokrasi kavramını en iyi anlayan yazarlara kimleri örnek verebilirsiniz? 
-Açıkçası şu yazar demokrasiden anlıyor, bu anlamıyor demek manasız. Kendi adıma farklı fikirlerde yazarları okumaktan keyif alıyorum. İyi ki farklı görüşler var.

Bir gazetecinin görevi, muhalif olmaktır. Öteki tür gazeteciliğin adı nedir sizce? 
-Gazetecilik mesleğinin doğasında eleştirmek, sorgulamak var. Ama belki de daha önemlisi en doğru bilgiyi, en kapsamlı yorumları en ilgi çekici biçimde okura yansıtmak. Okura üzerinde düşüneceği, kendi fikrini oluşturacağı bakış açıları sunmak. Öteki türlü gazetecilik nedir doğrusu bilemiyorum.

Türkiye'deki internet dünyasından, medyanın kullanım biçiminden, medyadaki iç işleyişten memnun musunuz? 
-İnternet medya için önemli bir açılım. Misal Amerikan medyası ekonomik krizin de etkisiyle giderek dijitalleşiyor. ABD’de son dönemde gazeteler giderek basılı hayata veda ediyor ve varlıklarını artık sanal ortamda sürdüreceklerini ilan ediyor. Yeni bir sürecin başındayız. Ancak açıkçası internetin engin bir mecra olması bir sürü hatayı beraberinde getiriyor diye düşünüyorum. Habere titizlikle yaklaşmak, doğru bilgiler vermek gazeteciliğin en temel gereğiyken, internet medyasında haberi en hızlı ben vereceğim telaşı öne çıkıyor. Bir haber portalı koca puntolarla bir haber giriyor, sonra bir bakıyorsunuz hop haber yok oluvermiş… Çünkü doğru değilmiş, ya da kısmen doğruymuş… Sonra çok yanlış bir alıntı/çalıntı kültürü dallanıp budaklanıyor. Umarım bu gibi yanlışların önüne geçilebilecek mekanizmalar ortaya çıkar. 

Hükümetlerin istekleri ile medyanın istekleri belli noktalarda örtüşür, belli noktalarda ise birbiriyle çatışır. Sizce hükümetler medyadan ne ister? AKP’nin bu yerel seçimdeki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 
-İktidar olmanın doğasında yaptıklarının onaylanması arzusu var. Medyanın doğal misyonu da bu arzuyu dizginlemek. Çatışma doğal ve özünde herkes için faydalı kılınmaya çalışılmalı diye düşünüyorum.
AK Parti’nin bu yerel seçimlerde kan kaybettiği açık. Önemli hatalar yapıldığını düşünüyorum. Bana en yakın örnek İzmir’deki annem. ‘Kime oy verdin’ diye sorduğumda, ‘Gavur İzmir kime verebilirse ona’ yanıtını aldım. Yani Başbakan Erdoğan’ın sözüne fena alınmış. Hatalardan nasıl ders alınacağını birlikte göreceğiz. Diğer yandan AK Parti’nin Türkiye’nin bütün bölgelerinden oy alan tek parti olmaya devam ettiği ve siyasetteki belirleyiciliğinin kolay sona ermeyeceği ortada.

Barack Obama Pazar günü Türkiye’de olacak. Sizin gözünüzden Obama kimdir, yeri tam olarak neresidir? 
-Obama Amerika’nın gördüğü belki de en kültürlü, entelektüel başkan. Farklı bir duruşu var. Elbette dünyaya Amerika’dan bakıyor, elbette ülkesinin çıkarlarını ön planda tutmaya çalışacak. Zor bir göreve yeni başladı. Amerika’nın tarihinde gördüğü en büyük ekonomik krizle başa çıkmaya çalışırken, Çin gibi, Rusya gibi yükselen güçlere karşı ülkesinin emperal vizyonunu koruma mücadelesi verecek. Bu süreçte benim naçizane temennim dünyada büyük yıkımlara yol açılmamasını sağlayacak bir siyasi yönelim izlemesi olabilir ancak.

Edebiyatta en sevdiğiniz türün polisiye olduğunu düşünüyorum. En azından Radikal Kitap bu tür yazılar yazıyorsunuz. Siz de ileride bir polisiye yazmayı düşünüyor musunuz? Polisiye roman dediğimiz zaman aklınıza kimler geliyor? 
-Edebiyatın her dalını severim, takip etmeye çalışırım ve polisiyeye ve casusluk romanlarına özel bir ilgim var. Ama yazarlık bambaşka bir iş... Açıkçası bu konuda hiçbir iddiam yok. Arthur Conan Doyle’un Sherlock Holms’ü, Agatha Cristie’nin vazgeçilmez Hercule Poirot’su, Dashiell Hammett’in Sam Spade’i, Raymond Chandler’in Philip Marlow’u… Robert Ludlum’dan müthiş keyif alırım, John Le Carre’ye gelince, o bambaşka!..

Dünyadaki ekonomik kriz hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Dünyada sizce ciddi bir ekonomik kriz mi var yoksa sadece böyle bir görüntü mü oluşturulmaya çalışılıyor?
Dünyada ve Türkiye’deki ekonomik krizin giderek derinleştiğini görmemek mümkün değil. Ben özellikle Amerika’da yaşananlardan yola çıkılarak sosyalizme gidildiği görüşüne katılmıyorum. Ekonomi uzmanı değilim, ama yazılan çizilenlerden, söylenenlerden anladığım kapitalizm kabuk değiştireceği bir döneme girdiğimiz. Sonuçlarını birlikte yaşayacağız.

Son olarak çalışma arkadaşlarınızdan bahseder misiniz? Radikal Dış haberlerin ekibi nasıl bir ekiptir?
-Aslında dar bir kadromuz var. Benim dışımda Gülriz Ergöz, Fehim Taştekin ve gece sorumlumuz Osman Kaytazoğlu’ndan oluşuyor. Son derece çalışkan, titiz, araştırmacı, dünyayı merak eden, analiz yetenekleri güçlü, yabancı dilleri de Türkçeleri de çok sağlam olan bu arkadaşlarla çalıştığım için kendimi şanslı sayıyorum. Dünyada yaşananları takip edip, her gün tutuldukları bilgi bombardımanından bir haberde olması gereken unsurları doğru düzgün ayıklayarak, anlatım gücü güçlü haber metinleri ortaya çıkararak her seferinde sağlam çıkmasını başaran bir ekip olduğumuzu düşünüyorum.

 

SAYIM ÇINAR
sayimc@superonline.com

Sayfa Derleme Süresi: 9.5759 saniye