'Küskünlük ve kırgınlıklarımla bir dünya markasıydım'

Feridun Düzağaç, Aslı Şafak'ın sorularını yanıtladı...

'Küskünlük ve kırgınlıklarımla bir dünya markasıydım'

Ünlü şarkıcı Feridun Düzağaç, yapımcılığını BBO Yapım'ın üstlendiği, Bloomberg HT ekranlarında Aslı Şafak'ın sunumuyla izleyiciyle buluşan "Aslı Şafak'la İşin Aslı" programına konuk oldu.

Düzağaç, dün akşam yayınlanan programda Şafak'ın sorularına oldukça samimi yanıtlar verdi...

İşte, ünlü şarkıcının açıklamaları:

"Bunca yıl, bunca albüm kritiği ve hakkımda yazılanlar içinde ara ara dönüp baktığım ve iyi ki birisi beni içtenlikle anlamış dediğim şey şudur: ‘’2003’teki popülaritesine rağmen bunu bile isteye bertaraf etmesi çok kıymetlidir.’’ yazmıştı bir gazeteci dostum. Güzel bir yerdeyim. Çok güzel bir hayatım oldu. Bunun içinde şarkılarla kurduğum bağ çok kıymetli. Konsere gelen dinleyiciler gözünde canlandırıyordur. Bir oksijen çadırımız var, ‘’sahne’’. Ve orada doyasıya besleniyoruz. Onun dışında da nasıl görünüyorsam öyle bir insanım aslında.

GEÇMİŞE TAKILI KALMANIN HİÇBİR KIYMETİ YOK

Takılı ve manasız bir kavgam var geçmişle. Ben gibi insanlar, dostlar varsa bunun hiçbir kıymeti olmadığını söyleyebilirim. ‘’Pişmanlık Sineması’’ diye bir şarkı var albümde. Biraz bu durumlara değindiğim bir şey. Nihayetinde hayatın kavga edilemez ve kabullenmemiz gereken çok kötü bir kurgusu var: Ölüm. Ama yaşam daha kıymetli. Yarın daha kıymetli. Dünden bahsederken bile bu geçiyor gidiyor. Biraz geçmişe takılı olduğumu söyleyebilirim ama muhakeme anlamında kullanmayı beceremiyorum.

KEŞKELERİ ÖLDÜRDÜM DİYORUM AMA GALİBA YALAN SÖYLEDİM

Sadeleştim ben, keşkeleri öldürdüm diyorum ama galiba yalan söyledim. Bir yanda düne rağmen pişmanlıklar, keşkelerle de huzurlu hissetmek mümkün. Fiziken bana hatırlatılmadıkça çok genç hissediyorum. Mesela konserde yorulmalar başladı. Ben gençlerin arasındayım. Genç kalmam ve hissetmem çok normal. Nazar etmeyin ne olur yaşayın sizin de olur diyorum.

BİR DÖNEM MÜZİĞE KÜSTÜM HATTA KENDİMİ DE BUNA İNANDIRMIŞTIM

Neden 4 yıl sonra albüm yaptığımı benden yazmamı istediler basın bülteni için. Çok içtenlikle yazdım. Evet, küstüm. Hatta bir ara kendimi inandırmıştım bir daha albüm yapmayacağıma. Bu benim kişisel reytingimle alakalı bir durum değildi. Kabaca şöyle özetleyebilirim: Analog kayıt kültüründen geliyorum ben. Bir stüdyoya gidip orada saatlerce kayıtlar yapan bir kültürden geliyorum. Görgüm bu, öğrendiğim şey bu. ‘’Single’’ olayına da sıcak bakamıyorum. Dinleyiciden bir şeyleri saklıyormuşuz gibi geliyordu. O yüzden bir bütün albüm olması gerekiyordu. Dinleyici alışkanlıkları değişti. Hayatımıza 2000’lerde teknolojik bir devrim geldi. Ben MFÖ albümlerini kokladığımı, öptüğümü hatırlıyorum. Şimdiki dünyada şarkıyı dijital kopya olarak mail adresinize gönderebiliyorum.

KONSER VERMEKTEN VAZGEÇMEK BİR ÇEŞİT İNTİHAR OLURDU

Günün sonunda kalp ağrılarını yazan bir adamım. Keşke sokağa dönük şarkılar yazsam. Haksızlığa uğrayan herkesin bangır bangır dinlediği bir Feridun Düzağaç şarkısı yazabilmiş olmayı çok isterdim. Ya da adalete sığınan herkesin sarıldığı bir şarkım olsun çok isterdim. Küsmek için çok sebebim vardı ama inanmak için de çok sebebim oldu sonradan. Konser vermekten vazgeçmek bir çeşit intihar gibi olurdu.

ŞARKILARIMDA ÇOK YALAN SÖYLEMEM AMA ONLARI SÜSLERİM

Kelimelerin yan yana gelip birbirini çoğaltması durumu vardır ya bazen ona engel olamazsınız. Çok da sizin içinizden kopup gelen bir şey olmasa dahi gördüğünüzde bir etki yaratır. Bir farkedilme durumudur söz söyleme. Çok yalanlar söylediğimi söyleyemem şarkılarda ama biraz süslediğimi itiraf edebilirim. 

KÜSKÜNLÜK VE KIRGINLIKLARIMLA BİR DÜNYA MARKASIYDIM

Malesef kolay kırılan biriyim. Kızıma bunun tam tersini yüklemeye çalışıyorum. Haddinden fazla alınıyordum. Hayatın sizi şaşırtma ihtimali ne kadar düşüyorsa o kadar huzura eriyorsunuz. Olaylar artık sizi şaşırtmaz hale geliyor. Ama küskünlük ve kırgınlıklarımla bir dünya markasıydım.

İNSAN KALİTESİYLE İLGİLİ DERDİM VAR

Ben hakkaniyeti ve empatiyi çok önemsiyorum. Bunu gençlerde önemsemiyorum. Onların önceliklerinin farklı olduğunu ve başka bir hayatı yaşamak üzere kurgulanmış bir zamana denk düştüklerini biliyorum. Hiç değilse 30 yaş ve üstünde nezaketi, hakkaniyeti çok önemsiyorum. Nefret dilinin bu kadar ayyuka çıkmış olmasından çok rahatsızım. Evladını alan okul servisine korna çalan hanımefendiye çok kırılıyorum. Çocuğunu yola yakın tutan ebeveynlerden çok rahatsız oluyorum. İnsan kalitesiyle ilgili derdim var. Bir kişiyle sevgiye dair bir hukukum olmamışsa nefret duygum minimumdur. İnsanlar sevmedikleri kişiler, olgular ve değerler üzerine konuşmaktan büyük zevk alıyorlar. Bugün bu güzel ülkemizde maruz kaldığımız nefret diline dayanamıyorum.

2018 yılında üzüldüğüm üç şey vardı. Biri Eren Bülbül’dü, günlerce ağladım. O gencecik delikanlının hayatının çalınmasına günlerce ağladım. Fırsat buldukça anlattığım, en çarpıldığım şey... Çocuklarımıza matematik öğretmekle mükellef öğretmenlerimizin tabi tutuldukları yetenek testinde 40 sorudan 11’ine doğru cevap verebilmeleri. Bu bütün branşlarda bu değerde seyrediyor. En yüksek ortalamayı tutturabilen öğretmenlerimiz Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ve Psikolojik Danışmanlık öğretmenleri. Onların oranı da kırkta yirmi. İnsanlık ne kadar değerli ve doğru diyebileceğimiz tek şey: eğitim... Beşiktaşlı oluşumdan, şeklimden hazetmeyip benimle ilgili ait olmadığım tanımlamalar yapan insanlar o kadar fazla ki... Sahne dışında ölü taklidi yaptığımız bir dönemi yaşadık. Bir gün yazarsam bunları yazmayı çok isterim. Çocuklarını koruyabilen, kıymet veren toplumlar yücelir. Eren Bülbül’ü yaşatmak kıymetlidir, Öykü’yü yaşatabilmek kıymetlidir. Bütün çocuklarımız için kan bağışını, donörlüğü destekliyoruz. Diyanet Bakanlığı da organ bağışının bilindiği gibi olmadğını açıkladı. Çocuklarımızı kurtaralım, eğitelim. Bunu çok kıymetli buluyorum."

 

Sayfa Derleme Süresi: 2.2468 saniye