HASAN CEMAL'DEN AL CAPONE ADINI DUYANLAR NE YAPTI?

Hasan Cemal, birçok konuya değindiği bugünkü yazısının sonunda, İstanbul’daki IMF-Dünya Bankası toplantısı dolayısıyla verilen davetlerden birinde yaşadığı bir olayı anlatıyor...

Hasan Cemal/MİLLİYET

Al Capone adını duyanlar yanımdan bir anda toz oldular! Neden?..

Yazacak o kadar çok şey var ki. Bugün hangisini yazsam?..  Yaşanan küresel krizden sonra ekonominin sadece ‘piyasa güçleri’ne bırakılamayacağına ilişkin gerçek, yazı konularından biri olabilir.
Gerek krizden çıkışta, gerek kapitalizmin yeniden ‘ehlileştirilmesi’nde, gerekse küreselleşmenin yol açtığı ‘sosyal adaletsizlik’lerin törpülenmesinde ‘devlet’e duyulan ihtiyaç da güncel bir konu.
Ama bundan duyulan tedirginlik de var. Çare olarak devletin gündeme gelmesinin zamanla ‘devlet kapitalizmi’ne yol açabileceği, bunun da piyasa ekonomisinin ‘rekabetçi işleyişi’ne zarar verirken, aynı zamanda ‘çoğulcu demokrasi’yi de olumsuz etkileyeceği belirtiliyor.
Bir başka yazı konusu:
Avrupa’da solun, sosyal demokrasinin krizi olabilir.
Amerikalı bir meslektaşım geçen gün ‘Avrupa solu’yla ilgili uzun tahliline şu başlığı koymuştu:
“Sosyalizm ölüyor mu?..”
Yazının girişine gelince:
“Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor, bu da sosyalizmin ağır ağır çöküşü galiba... Fransız filozof Bernard-Henri Levy, sosyalizmin çoktan öldüğünü, bu gerçeği herkesin bildiğini, ama söylemeye cesaret edemediğini belirtiyor.”(Steven Erlanger, I. Herald Tribune, 29.09.09, s.1)
Bu bir çelişki değil mi?
Kapitalizm en derin krizlerinden birini yaşarken, işsizlik ve eşitsizlik dalga dalga büyürken sol etkisizleşiyor, buna karşılık muhafazakar partiler yükseliyor.
Neden? Sol niçin büyüyemiyor?
Bu konuda Avrupa’dan örneklerle de bir yazı toparlanabilir.
Muhafazakarların lideri Angela Merkel’in ikinci kez seçim kazandığı Almanya’da Sosyal Demokratlar büyük bir çöküşü yaşıyor.
Britanya’da da durum farklı değil. İşçi Partisi’nin uzun yıllardan sonra iktidara veda edeceği, yerini Muhafazakar Parti’nin alacağı anlaşılıyor. Muhafazakar lider David Camerun iktidar dalgasının üstüne oturmuş durumda...
İspanya’da Sosyalistler iktidarda ama iniş eğrisi çiziyorlar. Fransa’da da Sosyalistler hem lider hem yeni bir yol arayışı içinde bocalamaya devam ediyorlar.
Fransa’da bir Sosyalist milletvekili geçenlerde şu çağrıyı yapmıştı:
“Fransız Sosyalist Partisi ya değişmeli ya da ölmeli!”
2012’de partisinin Cumhurbaşkanı adaylığı için yarışacağını söyleyen Sosyalist milletvekili, kapitalizm böylesine büyük bir krizle boğuşurken, Sosyalistler olarak sistemin bir ‘yeni model’e nasıl kavuşturulacağını kitlelere anlatamadıklarından yakınıp bir de radikal öneride bulunmuş:
“Partimizin 19. yüzyıldan kalma Sosyalist olan adını da değiştirebiliriz.” (Manuel Valls, Financial Times, 21.07.09, s.9)
Bu da bir yazı konusu... 
Avrupa’da solun çöküşü ya da şaşkınlığı konusunda galiba tek istisna şimdilik Yunanistan’da yaşanıyor.
PASOK lideri Yorgo Papandreu, Muhafazakarlar karşısındaki seçim zaferiyle iktidara tırmanmış durumda. Seçimi kaybeden Kostas Karamanlis ise Yeni Demokrasi adını taşıyan partisinin genel başkanlığından hemen istifa etti.
Şu da yazılabilir:
Avrupa demokrasilerinde seçim kaybeden liderlerin derhal istifa kurumunu çalıştırmalarına karşılık bizdeki Deniz Baykal örneği...
Bu çerçevede, sıkıcı olabilir ama şu da bir yazı konusu:
Baykal niye hep kaybediyor?
Sosyal demokrat olmadığı, olamadığı için mi? Solun gündemini gitgide ‘merkez’e oturtmaya başlayan muhafazakar lider Tayyip Erdoğan’a kaptırmaya başladığı için mi?
Bu da fena bir yazı konusu değil gibi geliyor bana... Kararsız bir günümdeyim.
Belki bugün kafam karışık!
Yazının sonuna geldim, daha hala ne yazacağıma karar veremedim. Fakat en başta aklıma gelseydi şunu yazabilirdim. İstanbul’daki IMF-Dünya Bankası toplantısı dolayısıyla verilen davetlerden birindeydim önceki akşam.
Kokteyl sırasında büyük iş aleminden birçok kişiye rastladım, ayaküstü sohbetlerde merak edip sordum:
“Başbakan Erdoğan’ın Al Capone benzetmesine ne diyorsunuz?..”
Al Capone adını duyan hemen herkes yanımdan bir anda toz oldu diyebilirim.
Neden acaba?..
Erdoğan korkusu mu?..
Demokrasi korkusu mu?..
Yoksa ikisi birden mi?..
Bu da ilginç bir yazı konusu olabilirdi. Neyse bu yazı da bitti, noktayı koyduk.

Sayfa Derleme Süresi: 9.1752 saniye