DERYA SAZAK'TAN OYA BAYDAR'A YANIT: 'DEMOKRASİ HAVARİLİĞİ' KOLAYDIR, DEMOKRATLIK ZOR

Derya Sazak, Mustafa Balbay'la dayanışma sergileyen meslektaşlarını "darbe severlik"le suçlayan Oya Baydar'a yanıt verdi: Türkiye 12 Eylül’ün karanlığından çıkarken, bu mücadelede “dışarıdakiler”den çok “içeridekiler”in cesareti, esareti, emeği, çilesi etken olmuştur.

Derya Sazak/MİLLİYET

Mağduriyet müzesi

Oya Baydar’ın Taraf’ta yazdığı “Darbe kuşaklarına açık mektup” hayli yankı uyandırdı.
“Bu açık mektup aslında kendi kuşağıma; 68’lilere. Ama, darbeler söz konusu olduğunda, aynı zamanda 78’lilere ve daha gençlere de” diye başlayan satırlar, “masumiyet çağı” çocuklarına sesleniyordu: Devrim uğruna yaşamlarını, gençliğini, aşklarını feda etmekten kaçınmayan eski yoldaşların bir kısmı 12 Mart ve 12 Eylül’de onca kurban vermişlerken bugün nasıl “darbeci zihniyetçilere destek verir” duruma gelmişlerdi?
Ergenekon’a yönelik kayıtsızlık ve son olarak Balbay tutuklandıktan sonra henüz “darbe günlükleri” ortaya çıkmadan Cumhuriyet’te sergilenen “dayanışma” çileden çıkarmıştı Oya Baydar’ı.
Ayrım gözetmeksizin herkesi “darbe severlikle” suçluyordu.
Oya Baydar soruyor: “Ben nasıl Ergenekon sanıklarının bütün yasal haklarının korunmasından, adil yargılamadan yanaysam, bunu sonuna kadar ve inanarak savunuyorsam, sizler de, 2000’lerin darbe heveslisi Evren’cikleri için ‘Evet, bunların yapmış oldukları da suçtur’ diyerek yargılanmasını savunabilecek misiniz?”
Cumhuriyet’te Mustafa Balbay için düzenlenen “dayanışma” toplantısına gidenlerden biri de bendim.
Tam da Oya Baydar’ın meydan okuduğu şekliyle, gazetecilik yaşamım boyunca darbelere ve darbecilere karşı olduğum için oradaydım!
“Akın Birdal vurulduğunda ne yaptınız? Hrant Dink, Ergenekon davasının sanıkları tarafından adım adım öldürülürken ne yaptınız?” diye soruyor:
Milliyet arşivleri ortada. 28 Şubat’ta Akın Birdal “andıç kurbanı” olduğunda hastane odasında sadece o zamanki yazarlarımızdan Yavuz Donat vardı ve Milliyet, haberi dokuz sütun manşet yaparak katillerin peşine düşmüştü.
Aynı bellek tutulmasına Sabah’ın Ombudsman’ı Yavuz Baydar da uğramış ki, “Hanginiz Agos’a gitti, hanginiz cenazesine katıldınız?“ diye sorarken, o gün kimlerle kucaklaşıp gözyaşı döktüğünü unutuyor!
O zaman ben de soruyorum: Hrant Dink’e bu denli yakındınız da ölümünden önce peş peşe tehdit mektupları alırken “suikast tertibini” açığa çıkarmak üzere ne yaptınız? AGOS’ta gazeteciler olarak sırayla nöbet tutmak hiçbirimizin aklına gelmedi mi?!
Türkiye bir “Mağduriyetler Müzesi”.
Darbecilikle suçlansa bile bir meslektaşınıza geçmiş olsun ziyaretine gitmenin, ayıplanacak, utanılacak bir tarafı yok. Kararı yargıdan önce biz vermeyelim! Linç kültürüne kapılmayalım.
Bu ülkede sadece askeri değil, sivil güç odaklarından kaynaklanan baskı ve tehditler de var.
Hak, hukuk, adalet gibi kavramlar bir gün herkese gerekebilir.
Türkiye 12 Eylül’ün karanlığından çıkarken, bu mücadelede “dışarıdakiler”den çok “içeridekiler”in cesareti, esareti, emeği, çilesi etken olmuştur.
“Demokrasi havariliği” kolaydır. Demokratlık zordur.

Sayfa Derleme Süresi: 9.3974 saniye