Can Ulkay: Komik bir deveci ve komik bir dondurmacı hikayesinin içindeki döngüyü biz yarattık

Medyatava Özel"Türk İşi Dondurma" filminin yönetmeni Can Ulkay, Medyatava'dan Canan Kaya'ya konuştu...

Can Ulkay: Komik bir deveci ve komik bir dondurmacı hikayesinin içindeki döngüyü biz yarattık

Uzun yıllar reklam filmi yönetmenliği yapan Can Ulkay, yapımcılığını Mustafa Uslu'nun yaptığı Ayla ve Müslüm filmleriyle uzun metraj alanında da önemli bir kariyer edindi. 

Son olarak 15 Mart'ta vizyona giren "Türk İşi Dondurma" filminin yönetmenliğini üstlenen Ulkay'la hem filmi, hem de yönetmenlik kariyerini konuştuk...

 

Canan Kaya / Medyatava

canankaya@medyatava.com

 

Film vizyona girdikten sonra nasıl tepkiler aldınız?

Sinemada yeni bir döneme girdik. Popüler sinemada romantik komedilerden çıkıp, gerçek hikayelere dayalı, aksiyonel, dram ve hem güldüren hem de ağlatan işler, Amerikalıların çok iyi yaptığı ana akım dediğimiz bir sisteme geçtik. Bu sistemin şu anda bilgisizlikten kaynaklanan birtakım eleştirilerini alıyoruz.

Ne gibi?

Gerçek hikayede şöyle değildi, böyle değildi gibi… Bunlar çok küçük detaylar. Hep diyoruz ya esinlenilmiştir, alıntı yapılmıştır diye. Kaldı ki röportajlarda da söylüyorum hep. Biz belgesel değil, sinema yapıyoruz. Sinema yaparken tarihi, zamanı, mekanları değiştirebiliyorsunuz. Dolayısıyla bizim yarattığımız Ayla, Müslüm, Çiçero ve daha birçok filmden dolayı, insanlar bu filme seyretmeden önce dahi heyecanlı ve olumlu bakıyorlar. Tabii oyuncularımızı da çok seviyorlar. Çok değerli oyuncularımız var kadroda. Onlar da pozitif bir şey. Film başlamadan gelen tepkilerin yüzde 90’ı çok pozitifti.

Filmi seyredince?

Biliyorum ki detaylarla çok yorulacaklar. Bu bizim filmlerimizin ne yazık ki şanssızlığı.

Hangi detaylarla?

‘Filmin geneline bakın’ diyorum ben insanlara. Anlatmak istediği duyguya bakın diyorum. Bunu bir senfoni gibi düşünürseniz filmin akışı sizi tatmin etti mi? 2 saat boyunca oturdunuz, güldünüz, ağladınız, heyecanlandınız. Bu tamamen ana akım sinemanın seyredilmesinin sebebi. Sizi detaylar yormamalı. Detaylar derken, insanlar diyor ki bu gerçek hikaye ama burada şu yoktu, bu yoktu, bu insanlar alışana kadar bir süre böyle gidecek. Amerikalılar Irak savaşıyla ya da Vietnam savaşıyla ilgili de yapıyor ama kimse Rambo diye bir karakter yok diyerek sorgulamıyor. Öyle bir karakter yok aslında, gerçekmiş gibi anlatıyorlar. Bizde ise bu biraz farklı yorumlanıyor.

Bu beklentinin olması kötü mü sizce?

Kötü bir şey değil elbette., Çünkü biz insanlara gerçek hikaye vaat ediyoruz ve dolayısıyla yüzde yüz gerçek olmasını istiyorlar. Halbuki biz esinlenilmiştir diyoruz.

Öyle bir beklenti var…

Beklenti var ama bunlar hep küçük detaylar. Film olarak sevileceğini düşünüyorum.

Neden?

Çünkü “Turkish Ice Cream/Türk İşi Dondurma”da da olduğu gibi her filmde yeni bir şeyler deniyoruz. Mesela Avustralya’da yaşayan iki karakter var. Biliyorsunuz biri dondurmacı biri deveci. Savaş ilanı olunca onların Avustralya’dan çıkıp, ülkelerine dönmek için verdiği mücadeleyi görüyoruz. Senaryoyu yazarken, hikayemiz zaten belliydi. Dedik ki bu karakterleri nasıl anlatalım. Dolasıyla filmin ilk yarısı bir hayli komediydi.

Bir hayli eğlence katmışsınız işin içine.

Ama o eğlencenin içinde sonraki dramaya hizmet eden çok şey var. Bir kere onlar arkadaştan öte kardeş gibiler. Karı koca gibi kavga ediyorlar ama barışıyorlar. Bir yandan da kardeş gibi birbirlerine bağlılar. Kavga ediyorlar ama hiçbir şekilde ayrılmıyorlar. Çok iyi bir insanlık hikayesi var. Aslında kasabanın genelinde bu var. Filmde çok önemli mesajlar da var.

İzlemeyenler için birkaç örnek verir misiniz?

Bu hikaye iki Türk’ün hikayesi. Bir yığın spekülasyon var etrafında. Biz bunu tamamen değiştirdik. Bu kadar komik bir deveci, bu kadar komik bir  dondurmacı hikayesinin içindeki döngüyü biz yarattık. Ama 1915 Avustralya’sını tamamiyle araştırdık. 1. Dünya Savaşı’nda İngiltere kendi askerleri yerine Hindistan, Avustralya, Yeni  Zelanda ve Kanada’dan asker toplamış. Dolayısıyla bizim hikayemizin geçtiği yer oralar oldu. Çok fazla da protesto edilmişler ve protesto edenler de kadınlar olmuş. Fotoğraflara baktığınızda bunu çok net bir şekilde görebilirsiniz. Onları birebir taklit ettik neredeyse. Bu bize bir yandan da aslında savaşa gitmek istemeyen Avustralya’yı gösteriyor.

Dekorlar konusunda da fotoğraflardan yardım aldınız mı?

Elbette. Fakat birtakım eleştiriler de geldi dekorlarla ilgili.

Nasıl eleştiriler?

Çok renkli olduğu söylendi.

Açıkçası bende aynı eleştiriyi yaptım filmi izlerken.

Bunun araştırmasını da yaptık halbuki. Özellikle pasifik ve Güney Amerika’daki kolonilerde, Güney Afrika cumhuriyeti, Jamaika ve tabii ki Avustralya. Bu kolonilerin hepsinde yapıların hepsi renkli.

Ve tek katlı mı?

Evet. Kasabasına göre değişiyor. Limana doğru gelirseniz, büyüyorlar ama en fazla 2 katlı oluyorlar. Buradaki esas konu, evlerinin hepsinin renkli olması. Ancak filmde de evleri renkli yapmanın  insanlara fazla geleceğini biliyorduk. Ancak gerçeği de bu… Ayla filminde de “15 günde değil, 1 ayda gidildi” denildi. Biz oraya gidilişi anlatıyoruz… Ne fark eder ki? Bu filme etki eden kötü bir şey değil ki…

Başka hangi eleştiriler yapıldı?

Eleştiri değil de, mesela yüzbaşı için masa istiyorum sanattan sette, eski masa getiriyorlar. 1900’lü yıllarda o masa eski değildi ki… Niye eski bir ev, eski bir masa olsun.

Will Thorp ve Marlene Matthews gibi yabancı oyuncular da yer alıyor filmin kadrosunda. Bu, Türk sinemasında çok sık olan bir durum değil. Türk oyuncularla setteki uyumları nasıldı?

Yabancı oyuncular, hikayelere göre Türk filmlerinde hep olacak. Olmalı da. Sizin sorunuzdaki doğruluk ise şöyle; yabancı bir oyuncunun gelip burada oynaması, tuhaf geliyor insanlara. Halbuki dünyanın en normal şeyi. Ayla filmiyle birlikte de bu anlamda büyük bir kapı açıldı. Bu film de olumlu bir referans. Mesela biz İngiltere’den seçtik oyuncuları. Yüzlerce oyuncuyu da eledik bu arada. Will Thorp, Yüzbaşı Wayne’i çok iyi oynadı mesela. Yapım şirketi onu onayladığı için çok mutluyum. Çünkü o filmi taşıyacak bir karakterdi ki sonuna kadar o taşıdı. Filmdeki kötü adamın, kötü bir oyuncu olması bizi çok zorlardı. Daha doğrusu o kadar kullanmazdık filmde.

Uyum konusuna gelince, seçtiğimiz oyuncuların hepsinin sinema ve tiyatro geçmişi var. Sinemanın ve tiyatronun dili yok, bunu hep söylerim. Dolayısıyla çok iyi paslaştılar. Biri iyi oynayınca, karşısındaki de iyi oynuyor. Bu anlamda birbirlerini beslediler aynı zamanda da.

Senaryoyu ilk okuduklarında nasıl yorumlar yaptılar?

Senaryoyu ilk gönderdiğimizde, hikayeyi çok sevdiler.  Çok farklı bulduklarını söylediler. Bir de dönem filminde oynamak neredeyse bütün oyuncuların istediği bir şeydir.

Yıllardır reklamcılık alanında çalışmış bir yönetmensiniz. Uzun metraj film yönetmenliğine geçişiniz nasıl oldu?

Hayalimdeki filmleri yapacak çılgın bir prodüktöre ihtiyacım vardı. Çünkü ben reklamda da çok titizimdir. Bu titizliği sinema filmine aktarmaya çalıştığınız zaman cesur bir yapımcıya ihtiyacınız oluyor. Onun için senelerce çekmedim. Bütün arkadaşlarım bir şekilde uzun metraj film çektiler. Üstelik sinema mezunuyum ben. Daha iyi sinema okuyabilmek için reklama geçtim yurt dışında. Ama reklam öyle bir şeydir ki yakalayınca bırakmaz sizi.

Kaç yıl bırakmadı sizi?

30 yıl boyunca. Ancak herkesin gönlünde sinema filmi çekmek vardır. Fakat biliyorum ki filmlerine başlayıp yarım bırakan ve ara verip birazcık para bulduktan sonra devam ettiririm diyen pek çok insan da var. Sinema filmi çekeyim de nasıl çekersem çekeyim diye bir şey olmaz. Sinema bunu hak etmiyor. Kendini tatmin ediyorsun belki ama seyirciye haksızlık ediyorsun. Popüler sinema yapıyorsam, bunun her karesini seyirciye olan saygımdan dolayı iyi düşünmem ve iyi planlamam lazım. Sürekli olarak kendimizi yenilediğimiz ve bir şeyler öğrendiğimiz bir yolculuk bu. Hayatım boyunca ‘benim hayalimdeki filmleri yapacak bir yapımcı yok’ derdim hep.

Mustafa Uslu’yla yolunuz nasıl kesişti?

Daha önce reklam filmleri yapıyorduk Mustafa Bey’le… Sonra Ayla filmiyle ilgili teklif getirdi bana. Ben de ‘yapalım’ dedim. Bu filmi eğer ucuz yaparsak çok kötü olacağını ilettim kendisine. Doğru oyuncularla ve doğru mekanla Kore’yi anlatacağımız bir film yapacaktık çünkü. O da kendini çok zorladı. Bir hayli zorlandığını çok iyi biliyorum. Ama yaptık neticede. Şu anda hâlâ gösteriliyor.

Yönetmenlik kariyerinize sadece Mustafa Uslu’yla mı devam edeceksiniz? Mustafa Uslu hangi filmi çekse sizin imzanız oluyor…

Parayı veren düdüğü çalar. (Gülüyor) Ama parayı sadece bana değil, filme veren bir yapımcı olursa olur elbette, neden olmasın. Ancak şu anda Mustafa Bey bunların hepsini yapıyor.

 

 

Sayfa Derleme Süresi: 1.5087 saniye