'900 bin fotoğraflık arşivinde bana güzel gelen derin şey neydi?'

Orhan Pamuk, Ara Güler'in vefatının ardından Hürriyet'e yazdı...

'900 bin fotoğraflık arşivinde bana güzel gelen derin şey neydi?'

Duayen foto muhabiri Ara Güler, dün sonsuzluğa uğurlandı. Nobel Ödüllü Yazar Orhan Pamuk, Güler'in vefatının ardından, Hürriyet için bir yazı kaleme aldı.

Orhan Pamuk yazdı: 900 bin fotoğraflık arşivinde bana güzel gelen derin şey neydi?

1928 doğumlu Ara Güler, 20’nci yüzyılın en büyük İstanbul fotoğrafçısıdır. Ben, Ara Güler ilk İstanbul fotoğraflarını çekmeye başladıktan üç yıl sonra, 1952’de doğduğum için rahatlıkla “Ara Güler’in İstanbul’u benim İstanbul’umdur” diyebilirim. O 50 yıl, 2000’lere kadar inançla İstanbul fotoğrafı çekmeye devam etti ve ben onun eserini, fotoğraflarını hep heyecanla takip ettim.

Ara Güler’in adını ilk 1960’larda, ‘Hayat’ dergisinde çıkan fotoğrafları sayesinde fark ettim. Bol fotoğrafa dayanan ve döneminin en çok okunan yayınlarından biri olan bu haftalık haber ve magazin dergisinin yönetmeni, Türkan Teyzemin kocası şair Şevket Rado olduğu için de adını duyuyordum.

1970’lerde gazete ve dergiler, dönemin havasıyla, çalışanlarla ilgili gerçekçi bir fotoğraf yayımlamak istediklerinde, en iyi şeylerin Ara Güler’den geleceğini bilirlerdi. 1970’lerden sonra, kitapları önce Türkiye dışında, sonra da Türkiye’de yayımlanmaya başladı. Ünlü yazarların, sanatçıların fotoğrafçısı olarak da tanındığı için, 1994’te İstanbul’da Ara Güler benim ilk defa fotoğrafımı çektiğinde, artık ‘tanınmış yazar’ olduğumu düşünmüş, sevinmiştim.

Şehre bağlılığını insanlar üzerinden ifade etti

Ben Ara Güler’i asıl dokuz yıl sonra, 2003 yılında, ‘İstanbul’ adlı kitabım için arşivinde çalışır, araştırma yaparken tanıdım. Beyoğlu’nun orta yerinde, Galatasaray’da Ermeni bir eczacı olan babasından kalma üç katlı büyük aile evi, Ara Güler’in yıllarca atölye olarak kullandığı bina, 900 bin fotoğraflık sarsıcı bir arşive dönüşmüştü. Kitabım için, herkesin bildiği ünlü Ara Güler fotoğraflarını değil, anlattığım İstanbul hüznüne, çocukluğumun siyah-beyaz havasına uygun arka sokak görüntüleri arıyordum ve steril, temiz, turistik İstanbul görüntülerinden hiç hoşlanmayan Ara Güler’de bu cins fotoğraflardan tahmin ettiğimden çok daha fazla vardı.

Titizlikle koruduğu, sınıfladığı arşivinde çalışırken, Ara Güler’in gazeteciliğe ilk başladığı yıllarda, 1940’ların sonu-1950’lerin başında, ‘Şehir uyanıyor’, ‘İstanbul’un akşamcı kahveleri’ vs. gibi konularda yoksullar, işsizler, şehre yeni göç edenler arasında gazeteler için ‘şehir röportajları’ yaptığını gördüm.

Kahvelerde ağlarını onaran balıkçılardan meyhanelerde kafa çeken işsizlere, yıkıntı halindeki surların önünde araba lastiği yamayan çocuklardan çöpçülere, hamallara, inşaat işçilerine, derici ustalarına, çocuk yaşta ağır işlere sokulan çıraklara, demiryolu işçilerine, kürek çekip İstanbulluları Haliç’in bir yakasından diğerine taşıyan sandalcılara, el arabasını iterek meyvelerine müşteri arayan satıcılara, gün ağarırken Galata Köprüsü’nün açılışını bekleyenlere, günün ilk dolmuşlarının sürücülerine gösterdiği dikkat, Ara Güler’in şehre bağlılığını hep insanlar üzerinden ifade ettiğini bana bir kere daha göstermişti.

Yazının devamını okumak için TIKLAYIN

Sayfa Derleme Süresi: 5.1932 saniye