32. GÜN'DE VAKİT YAZARIYLA KAVGA EDEN CUMHURİYET YAZARI MEHMET FARAÇ OLAYI KÖŞESİNE TAŞIDI

İşte Mehmet Faraç'ın "Zifiri Karanlıkta Çamura Basmak!.." başlıklı yazısı...

 


MEHMET FARAÇ / CUMHURİYET


Zifiri Karanlıkta Çamura Basmak!..
Geçen hafta Ümit Zileli ile birlikte Kanal D televizyonunda yayımlanan 32. Gün programına davet edildik. Programda, Türkan Saylan’ın ölümünün ardından dinci basının iğrenç tutumu tartışılacaktı. Karşımızda misyonu Atatürkçüleri hedef göstermek olan şeriatçı Vakit gazetesinin yazarlarından S.A. vardı. Her davranışından stüdyoya kavga etmek için geldiği anlaşılan bu “önyargılı” şahıs nedense panik halindeydi! Daha birkaç gün önce “Saylan’a hakkımızı helal etmiyoruz. Onu Ergenekoncular öldürdü. Otopsi yapılsın” diye utanç verici yayınlar yapan Vakit’in bu çalışanı acaba niçin öfkelenmişti?..
Program sırasında S.A’nın yalanları ve hezeyanlarını dakikalar boyunca sessizce dinledik. Ancak Vakit yazarı, Saylan’a hakaret etmeyi sürdürünce tahammül sınırlarımızı iyice zorladı. “Erbakan, Hazine’yi 1 trilyon lira dolandırmaktan ceza aldı. Öldüğünde hakkınızı helal edecek misiniz” şeklindeki sorumuz ise onu çıldırttı! Tartışmayı kişiselleştirdi ve “suç şahsidir” gerçeğini unutarak bir yakınımın karıştığı olaydan beni sorumlu tutmaya çalıştı, ardından iğrenç hakaretler yağdırdı.
15 yıllık ekran deneyimime karşın ilk kez bir televizyon programında tehdit ve saldırılar nedeniyle kendimi seviyesiz bir ortamın içinde buldum. Oysa meslek yaşamı boyunca herkese küfür ve hakaret etmeyi meziyet sanan S.A. stüdyoyu terk edip kaçmasaydı gazetesiyle ilgili çok önemli sorulara muhatap olacaktı! İşte program sırasında önümüzdeki dosyada belgeleri duran sorulardan bazıları... Vakitçiler iftira ve küfürden fırsat bulabilirlerse yanıtlasınlar:
Hizbullah’ın hamisi!..
Tarsus İmam Hatip Lisesi Müdür Yardımcısı Mustafa Özkan, 9 Ekim 1997 günü kimliği belirsiz bir kişinin ensesine 2 el ateş etmesi sonucu öldü. Olaydan bir gün sonra Turgut İşveren İlköğretim Okulu Türkçe öğretmeni, evli ve 2 çocuk babası Oktay Bulun da evinin önünde 2 kişi tarafından boğazı bıçakla kesilerek katledildi.
Gazeteler “Atatürkçü” olarak bilinen iki öğretmenin şeriatçı terörün kurbanı olduğunu vurguladı. Örneğin Milliyet gazetesi, 12 Ekim 1997’de “Tarsus’ta Hizbullah endişesi” başlığını attı. Gazetemiz de olayın ardında dinci örgütün olduğunda ısrar etti. Kendilerinden olan herkesin sabıkasını kamufle etmekte büyük beceri gösteren Vakitçiler ise o dönemde de iftira yağdırdı. (O zamanki adıyla) Akit gazetesi 12 Ekim 1997 tarihli manşetinde, “Medyadan çirkin tezgâh” başlığını kullanarak, “Olayın namus meselesinden kaynaklandığını ortaya çıkardık” diyerek okurlarının bile yüzünü kızarttı! Akitçiler utanmadan gazeteleri, “Cezayir olaylarına gönderme yapmak gibi tehlikeli bir tezgâha çanak tutmakla” da suçlamış ve şöyle demişlerdi:
“Cinayetin siyasi hiçbir yönü yok. Cinayetin aynı zamanda biyoloji öğretmeni de olan Mustafa Özkan’ın bir kız öğrencisi ile oldukça ileriye giden bir ilişkisinden kaynaklanma ihtimali yüksek.”
Vakit’in iğrenç yalanı!..
Gerçekler ve Akit’in yalanı çok geçmeden ortaya çıktı. 16 Şubat 1998 günü basına açıklama yapan Tarsus polisi, iki öğretmenin katillerinin “Yakup” kod adlı Mustafa Eroğlu, Abdülvahit Kaya, Erol Konuray ve Mehmet Şimşek adlı Hizbullahçılar olduğunu duyurdu. Dönemin Mersin Emniyet Müdürü Tuncay Yılmaz da olayla ilgili olarak, Hizbullah’ın Mersin sorumlusu “Lokman” kod adlı Mustafa Gürlüer, Harun Tetik ve 5 örgüt üyesinin de arandığını açıkladı.
Ölülerin ardından iftira atmayı gelenek haline getiren Akit’in kamufle çabası o günlerde de boşa çıkmış, dinci kalemşorlar yalanla derinleştirdikleri bataklıklarında baş başa kalmışlardı.
Bu olaydan tam iki yıl sonra, 2000 yılının ocak ayı başlarında İstanbul’da gizemli olaylar yaşandı. Said Nursi yanlısı olan Zehra Eğitim Vakfı’nın yöneticileri bir bir ortadan kayboldu. En sonunda ise vakıf başkanı İzzetin Yıldırım kaçırıldı. Polis, olayın Hizbullah içindeki çekişmeden kaynaklandığını saptadı. Ancak tam o tarihlerde Vakit gazetesinin bahçesine bir Kalaşnikof tüfek bırakıldı! Üzerlerine sıçrayan suyu bile abartan Vakitçiler, ne ilginçtir ki o dönemde bu olayın üzerine hiç gitmedi! Gazetenin yöneticileri silah olayının perde arkasını 9 yıldır gizlemeyi tercih ediyor! Neden acaba?..
Teröristin reklamcısı!..
Vakitçiler nasıl olduysa Kalaşnikof olayından sonra Hizbullah’a olan sempatilerini daha açıkça dışa vurmaya başladılar. Buna belki de vefa borcu denilmeliydi!.. Örneğin terör örgütü Hizbullah’ın yayın organı olan Gerçek Haber gazetesinin reklamlarını Türk basınında bir tek Vakit yayımladı!.. Hem de birinci sayfadan!.. Vakitçiler, Hizbullah cinayetlerini örtbas etmekten örgüt içi çatışmalarda susturulmaya, hedef göstermekten dinci örgütün reklamını yapmaya kadar uzanan ilginç bir sürece geldiler!
Peki Vakitçiler dinci teröristlerin cinayetlerini neden örtbas ederler?.. Niçin “Benim sapığım… Benim hırsızım… Benim teröristim iyidir” diye çifte standarda sığınırlar?.. Bu sorunun yanıtını 32. Gün’de “Türkan Saylan özgürlük düşmanıdır” diye bağıran S.A’nın 11 Eylül 2008 tarihli yazısından yanıtlamak bile Vakit’in gerçek yüzünü ve ne denli tehlikeli bir odak olduğunu göstermeye yeter:
“Ben; bir Müslümanı, hele bir fâsık saldırıyorken, asla yıpratmam! Kesin çizgilerim vardır; ve çifte standartlarım!.. Bu çifte standart nasıl mı işler?.. Basit; itham Müslüman’a yönelmişse; iftira olduğu önyargısından hareketle çıkarım yola. Kâfire yönelmişse; doğru olabileceği önyargısından!.. Evet; benim önyargılarım var!.. Ve bu önyargılarımı çok seviyorum! Ergenekon terör örgütüdür. Deniz Feneri bir Yardım Derneği! Bir de subjektif değerlendirmem olacak: Deniz Feneri benimdir, Ergenekon kahrolası darbe düzeninin! Deniz Feneri için dava sürecinin tamamlanmasını beklerim. Ergenekon davası sanıkları söz konusu olduğunda ise; bu adamların büyük bir bölümünün, ne azılı din düşmanı olduklarını bilmemden üzerine giderim! Bindiririm!..”
Vakit yazarı S.A, 32. Gün stüdyosundan ağzından salyalar akarak kaçmasaydı, hem terörist hamiliğinin hem de çifte standart utanmazlığının gerekçeleriyle ilgili daha birçok soruya muhatap olacaktı!.. S.A. boynunda, gazetesinin hedef gösterdiği Ahmet Taner Kışlalı, Gümüşhane Barosu Başkanı Ali Günday, Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin ile katillerini örtbas etmeye çalıştıkları Atatürkçü öğretmenler Mustafa Özkan ve Oktay Bulun’un günahlarıyla kaçtı!..
Son not sevgili Cumhuriyet okurlarına... Küfürbazlarla aynı ortamda bulunduğum ve meydanı boş bulan yobazlara anlayacakları dilden yanıt vermek zorunda kaldığım için beni hoş görmelerini rica ediyorum... Ne de olsa insan aydınlanma kavgasında bazen zifiri karanlıkta yürümek zorunda kalıyor ve ne yazık ki çamura da basabiliyor!..

Sayfa Derleme Süresi: 4.3070 saniye